Arkadaşım Kitap Yazmış...
12.2.2018 12:51:00

 

Yasemin Çoban

Arkadaşım kitap yazmış...

Gençliğimden itibaren  gönüllü olarak çalıştığım vakıf, dernek veya gruplarda edindiğim tecrübeye dayanarak diyebilirim ki başarıda en önemli etken,  kişinin  kendisindeki yeteneği keşfetmesi ve o doğrultuda yılmadan gayret göstermesidir.İnsanlar yetişkin olup hayata atılınca muhakkak bir işin ucundan tutuyor. Halk deyimiyle bir baltaya sap oluyor ya da olmaya çalışıyor.  Ama önemli olan insanın kendi sevdiği  ve başarabildiği işi  hakkıyla ve layıkıyla yapabilmesidir.  Tarihe iz bırakanların üstün yetenekli olmasından çok  yeteneğini anlayıp o yolda çalışanlar olduğu fark ediliyor zaten...

Arkadaşımın kasım  ayında çıkan kitabını okuyunca bu düşüncenin doğruluğuna bir kez daha kanaat getirdim... Sürekli yazmak isteyen ama bunu bir türlü eyleme geçiremeyen Leyla Polat'ın 45 yaşını devirme aşamasındayken,  beş  yıl Ali Ural Beyefendi'nin yazarlık atölyesinde eğitim görmesi, mizaha olan yeteneğini keşfedip hiç  ummadığı bir alanda kitap yazmasını takdire şayan buldum.

Son zamanlarda çevremdeki  arkadaşlarımdan özellikle kırk yaşını geçen kadınlarda müthiş bir üretme azmi görüyorum. Öyle ki; bir anda harika bir eser görüyorsunuz  ama araştırınca izleri derinlerde olan bir durum olduğuna şahit oluyorsunuz...

Bununla birlikte   açıktan/uzaktan eğitimle üniversite bitiren onlarca arkadaşım var. Kendimi de bu yolculukta ellisine merdiven dayamışken üniversiteli buldum. Sınav salonlarında bazen yarı yarıya bazen yarıdan fazlasının kadın olmasına her zaman heyecanla ve saygıyla baktım.

Kadınların çoğunlukta olduğu aile konulu stk toplantında bir beyefendinin; "kadınlarda fazlaca ön plana çıkma yarışı görüyorum. Nereye gitsem açıktan üniversite okuyan onlarca kadınla karşılaşıyorum. Bu da ailedeki rollerde olumsuz etki yapıyor" deyince salonda  bir an buz gibi hava esti. Özellikle eğitim için mücadele eden  kadınlar sanki suçlu konuma düştü..Sonradan gelen tepkilere beyefendinin aslında öyle dememiştim diyerek açıklamalarda bulunması bazı yada çoğu erkeklerin eğitimli kadınları kabul etmedeki zorlanmalarının belirtisidir aslında..

 

Kadınların bu üretkenliğinin  engellenmesi ya da yok sayılması ya da görülmemesi ya da hafife alınıp bıyık altında gülünmesi ya da ciddiye alınıp dinlenmemesi ya da oooo seninki de iş mi Allah aşkına deyip görünmezliğe itilişi....ya da ya da...

Üç örnek bunu açıklamaya yeter sanırım. 46 yaşında bir hattat..51 yaşında bir yazar. Yakında kitabı çıkaracak olan 45  yaşında  şiir denemeleri olan  bir şair.. Bunlar sanat alanında kırk yaşından sonraki kadınların başarısı. Diğer alanlardaki başarılı kadınlardan örnek vermedim bile....

Hattat olan arkadaşım icazetini alıp eserlerini eşe dosta hediye etmeye, yarışmalara katılıp sosyal hayatta varlığını sanatıyla taçlandırmaya başladı. Bu arada hat öğrencisi olarak yazdığı  ilk eserini  bana hediye etti...Evimize gelen misafirlerime  sergi gezdirir gibi eseri gösteriyor, yazılma aşamasını bir başarı öyküsü olarak aktarıyorum...

Hattat arkadaşım ilk eserinde Yunus Emreden bir  dörtlük yazmış...

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendin bilmezsen

Bu nice okumaktır...

Şiir yazan arkadaşım şimdilik ilhamlarını kağıda dökme aşamasında. Özlemle kitap olarak eline alacağı günü bekliyor...

Bu yazıyı yazmama sebep olan arkadaşım Leyla Polat'ın  Şule Yayınları'ndan çıkan "Korkuyorsam Sebebi Var"  isimli kitabı beş yıllık bir eğitimin meyvesi.  Ancak 51 yaşında  eline kalemi alıp çocukluğundan   itibaren gözlemlediği, biriktirdiği, zihninin dehlizlerinde sakladığı kelimelerini cümlelere, cümlelerini kitaba dönüştürebilmiş.  Sayfaları açıp ayna tuttuğu toplumu seyredip önüme serdiği şehrin arka sokaklarında dolaşırken ne büyük yetenek,  bu kadar geç kalmamalıydı sözleri döküldü dilimden sadece...

 "Korkuyorsam sebebi var" yirmi iki hikayeden oluşan bir öykü kitabı. Yakın çevresini ve bizi çok şaşırtan arkadaşım kendi halinde, arkadaş gruplarında söz düşünce konuşan, konuşmasını fazla uzatmayıp  kısa ve öz konuşan, sakin kendi halinde biriyken Kasım 2017'de çıkan kitabıyla herkesi şaşırttı. Okurken hemen hemen her sayfasında her cümlesinde şaşkınlık geçirdim diyebilirim. Bizimle birlikteyken az konuşan çok düşünen arkadaşın zihninde  kelimeler uçuşup ilginç cümleler haline gelip hafızasında depolanıyormuş meğer dedim..

Arkadaşım;  "çocukluğumdan beri hep yazmak istedim. Yetişkinliğimde bana soru sorduklarında konuşarak değil de keşke yazarak cevap versem diye düşünürdüm. Kitabı yazarken korkularım endişelerim vardı. Yazdığım tarz sebebiyle  camiadan aforoz edilmekten korktum. Ama en büyük destekçim eşim oldu..Eşim hem okuyup tashih etmede hem hikayelerin oluşma aşamasındaki yönlendirmelerinde her zaman bana yardımcı oldu" diyor....  

"Şahsen benim yıllardır okuduklarımdan gördüklerimden kısaca  tecrübelerimden, başarılı kadınlar  için her zaman kullandığım bir sözüm var. Her başarılı kadının  arkasına ailesi ama en çok babası ve eşi vardır.  Hz. Fatıma Platformu olarak çalışmaya başladığımızdan itibaren Hz.Fatıma'nın hayatı hepimizin dikkatini çekmiştir.  Başarı hikayesi olarak bu durumu en çok Hz. Fatıma'nın hayatında görüyoruz. Hz. Fatıma'nın özellikle sosyal  hayattaki başarılı duruşunun, üretkenliğinin ve saygınlığının  arkasında Babası Hz.Muhammed(s.a.a) ve eşi Hz.Ali  vardır.  Bunu görmek istemeyen müslümanlar maalesef adaletli  bir hayata geçemeyecekler. Ne zaman bu fark edilir ve pratikte uygulanırsa dünyaya söylenecek bir sözümüz olur....

Arkadaşım  ‘' Zaman  zaman yazmaktan vazgeçtim Hatta Ali Ural hocanın ısrarı ve yönlendirmeleri, cesaretlendirmesi olmasaydı  bırakacaktım. Bizim nesil hayata çok geç başladı. Eğitimimiz engellendi, yeteneklerimiz görmezden gelindi, imkanlar sunulmadı, sürekli engellenen  kayıp bir nesil olduk. Şimdiki gençler çok şanslı hem toplumsal ortam hem siyasi ortam kadınların kendilerini geliştirmeleri için müsait'' diyor.

 Kitap, mizah -İroni tarzında yazılmış. Tam gülecekken  düşündüren, çok sık sokak argosunu /Ali Ural buna sokak jargonu diyormuş/ kullanması kendi alanında özellikle kadın yazarlar arasında öne çıkan belirgin özelliği.

Kitaptaki hikayeler birbirinden ilginç "an"ları tanımlamış, yaşatmış  okuyucuya. Kelimelerle gezinme, hayal alemine dalma, halk dilindeki benzer kelimeleri, kavramları,  deyimleri sık sık kullanma ve sokak dilini hikayeye yedirme tarzında yazılmış.

Hikayeleri okuyunca sanki sokakta halkın içinde, bir mahallede kadınlarla beraber kapı önünde oturuyorsunuz yada çocuklar oyunda çocukça hileler yaparken,  birbirlerini itip kakarken,  ellerindeki topu kapışırken serbestçe söyledikleri her kelimeyi duyuyorsunuz ya da  bir kahvehanede çay içen, tavla oynayan arkadaşlar konuşuyor da siz de yanlarından geçerken kelimeler, cümleler kulağınıza çalınıyor. Sokaklarda Azmi amcanın, Sabri beyin, Sebahat ablanın sözlerini duyuyor bir anda gözünüzde komşularınızın karşılıklı sokak başındaki sohbetleri canlanıyor.

 

Okuyucu adeta o evden bu eve o mahalleden bu sokağa insanlar arasında geziniyor.Hikayeler sizi o kadar içine çekiyor ki arada sizi racon kesen bir delikanlı yada acı çeken Hayriye abla ya da eşiyle mutsuz olan kadının veya  ev sahibinin haksızlıklarına  kızan kiracının yerine  geçi veriyorsunuz..

 

Hikayelerde çocukluğumdan,  ilkokuldan liseye kadar kullandığımız ama şimdilerde unuttuğumuz bir çok kelimeyi, deyimi,  atasözünü görünce ufak bir afallama geçirdim. Sonrası; yüzümde tebessüm hikaye nasıl bitecek diye heyecanla sayfaları hızlıca okumak oldu. Hatta sokak jargonu olan bir çok kelimeyi normalde konuşmazken okumak hayli hoşuma gitti...

Bir çoğunu ailemden, çevremden duyduğum hatta muhatabı olup rahatsız olduğum kelime, deyim ve atasözlerinden bir kaçını yazmak istiyorum.

Örneğin; çilli Sebahat,  mangırlarım, Agop efendi,hevenk hevenk, kumkuma, semirttikçe semirtti, derk etmek, İstanbul'un yamalı yolları, hay maşallah, Ermeni gelini gibi oturup, oy gülmemiş gün görmemiş babam, kapalı yerlerde duramazdı ışıksız yerlere sığamazdı, at kaçtı torba düştü, lüpletmek,  haspa,  seni bana parayla mı verdiler, damadında kalmayı ar edinen kadın, ekserisi diş kıran leblebinin içinde badem bulmuş sevinci, ocağıma incir ağacı dikecekti , hemen çizdim üstünü, su samur kürkü olsa kimse üstüne almaz, kenefir gözlü, ayı gördüğümde boşuna kaçmaya çalışma, bil ki senden hızlı koşar, önüne yatıp ölü taklidini yaptığın vakit çekip gider,  zikzaklar çizerek kaçmak lazım, sündürerek açıklamak, mantar gibi bitmek, tellal kılıklı herif, hüzün borusu öttürmek, mel mel bakmak, topaç yanaklı, şişe dibi yalamak, sakata çıkarmak, yılık, ağlak ağlak, bön bön,  kanadının altına sokulmak,  huri letafetinde,  şakağındaki ben çenesinde gamze,  ölüp ölüp dirilmek,   ahu gözlü ceylan, cibiliyetsiz, namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz, sadede gel,  gavur malı, dış kapının mandalı, geğire geğire askerlik anıları anlatmak, tazyikle fışkıran mayi, kulağıma çalındı, kıytırık,kem küm etmek, papaz anahtarı, horoz tüyü, marazlı, dünya yansa içinde bir tutam otu yanmaz, işveli işveli, ödünç beygire binen tez iner,  bundan sana yar olmaz,  marsık insanoğlu,    şeytan aldı götürdü satamadan getirdi....

En çok hoşuma giden öyküler ise,  Doktor Çemşit /bence kitabın ismi olmalıydı/, Otobanda bekliyorum, İvreenç, Çığlıkçı Sebahat,  Kırkını ben yapacağım, Şahin gözlü, Teli kısa tutmak lazımmış, Vals yapan anılar, Hatıralarımı özlemek için....

Daha fazlasını ve ilginç öyküleri size bırakıyorum...Okumanız ve bir başarı öyküsünün tadına varmanız için...

 

12/2/2018