Çizgi filmler çocukların ihtiyacına cevap verebiliyor mu?
12.2.2018 11:50:00

Ve her ev hanımının gün içinde kurtarıcısı olan çizgi filmler. Ufak canavarlarımızı az biraz da olsa sabit tutmaya yarayan alacalı bulacalı yapımlar.

Şahsen otuz dört buçuk yaşındayım (buradaki buçuk tamamen yaşımı küçük gösterme çabası ve önümüzdeki beş yıl büyümeyi düşünmüyorum) ne zaman bir çizgi filme denk gelsem çakılıp kalıyorum. Önce acaba nasıl? Çocuğa izletilir mi? diye bakınıyorum, ama sonrası bildiğiniz kıyamet.

Türk prodüksiyon endüstrisi animasyon konusunda son birkaç yıl içerisinde gerçekten devrim yaşadı. İnanılamayacak derecede hızlı bir atılım yaptılar. Bunda TRT Çocuk kanalının yerli yapımlara öncelik tanıması ve hatta yapımlarının %90nının tamamen yerli geri kalanının da yabancı kopyası olması etkili oldu diyebiliriz. Çoğu çizgi filmdeki görsel efektler kallavi denilecek yapımlarda yok. Peki, bu endüstri bu kadar hızlı büyürken sağlıklı kalabiliyor mu?

Cevaptan çok emin değilim. En azından direniyorlar diyebilirim. Senaryolarının kısıtlı olması ve grafikerleri aşırı yorması dışında reklam geliri kaygıları da kısır kalmalarını tetikliyor. Evli ve çocuk sahibi olan herkesin evinde günde en az üç ya da dört saat çizgi film kanalları izlenmesine rağmen reyting listelerinde yoklar. Bu tamamen haksızlık. Birkaç kırtasiye, oyuncak ya da bebek bezi reklamından başka reklamları da yok denilebilir.

Sabah kuşağını evlilik programları ele geçirmeden önce bu zaman dilimi çocuklara aitti. Çünkü küçük çocuklar öğleden sonra okula gidiyorlardı. Ben çok iyi hatırlıyorum. Mesela iki çeşit Heidi vardı. Eski olanda, yani 1993 - 1999 arası yayınlanan da ayakları çıplaktı. 1999'dan sonra yayınlananlarda ise patik giyiyordu. Anneme sormuştum ayakları neden çıplak diye, kadın ansiklopediden bakmış ve Verdenkinder'in ne olduğunu öğrenmiş bana da bir daha Heidi izletmemişti. Verdenkinder; köle çocuk demektir ve İsviçre 1975 yılına kadar kimsesiz çocukları çiftliklerde işçi olarak çalıştırmıştır. 1975'te bir özür metni yayınlayarak bu uygulamaya son vermiştir. Yani annelerimiz, babalarımız fakir fukara dahi olsa, Anadolu topraklarında özgürce sek-sek oynarken Avrupa'nın en medeni kabul edilen toplumu çocuk bedenlerinin üstüne basa basa zenginleşmiştir.

He-Man vardı bir de. Göğsünde haç işareti ile ay yıldızlı İskeletor'la savaşırdı. Voltran; haçlı ordusu gibi birleşmeyi anlatırdı her bölümünde. Gargamel'in şapkasını hatırlayın... Sarı yıldızlar ve hilal.

Yaklaşık yirmi yıl boyunca bilinçaltı düzeyde mesaj veren çizgi filmlerden kurtulduk en azından. Ancak sektörün sorunları olduğu ortada. Acilen film festivallerine "Çizgi Film" kategorileri eklenmeli. Zira sektörün gelişimi ve konu bakımından motor gücünün tedariki buna bağlı. Daha fazla devlet desteği ve izleyici yaşına uygun bilimsel verilerin işlenmesi gerekli.

Sonuç olarak; çocukları ekrana kilitlemek yerine, öğretici düzey arttırılarak geliştirilmeli ama başlangıç için böyle de iyi. En azından çocuklarımızın ayakları çıplak değil...

DENİZ EGEMEN/MEDYABEY