Çocuklarin kalbinde samimiyet sensörü var
16.4.2018 11:53:00

 

Her gün onlarca yeni çocuk kitabı çıkıyor. Hangisini okutsak, kime güvensek bilemedik, konunun uzmanı yazarlara danıştık. Ortak payda samimiyet ve iyi niyet. Çocuklara sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı, aile kavramını öğreten eserlerden şaşmayın!

  • BÜŞRA UĞRAŞ
  • star cumartesi

Raflarda her gün yeni bir çocuk kitabına rastlıyoruz. Yerli-yabancı yazarlar özellikle son dönemler bu alanda çok fazla üretmeye başladı. Yayınevleri de çocuk edebiyatına fazlasıyla önem veriyor. Biz ise hangisini okuyacağımızı, çocuğumuza okutacağımızı ya da tavsiye edeceğimizi şaşırdık. Hele bir de gençler için yayınlanan seriler meselesi var! Haftada onlarca yeni kitap yayınlanıyor. Çoğunluğu çeviri ancak18 yaşının altında wattpad uygulaması ile üne kavuşmuş, yazarların gençlik kitapları da o çevirilerin en büyük rakibi haline geldi. Hepsi için konuşmak haksızlık olsa da yayınevlerinin içerik konusunda çok hassas olduğunu da söyleyemeyeceğiz... Anlayacağınız konu biraz karışık. Herkes çocuklar ve gençler için yazabilir mi? Gençlik ve çocuk yazarları Mine Sota ile Şebnem Güler Karacan konuyu kendi bakış açılarından değerlendirdi, ebeveynlere izleyebilecekleri yol haritaları verdi. Geleceğimiz, çocuklar için işin uzmanlarına kulak vermekte fayda var!

TEKRAR ÇOCUK OLMAKTAN ÇEKİNEN BU İŞE BULAŞMASIN

YETER Kİ YAZIN!

- WattPad uygulaması ile genç yazar sayısı hayli arttı. Yaşıtlarına yönelik yazıyorlar ama içerikleri tartışmalı...

Yazmaya heves etmiş gençler isterlerse yazılarını çiviyle tablete yazsınlar. Yeter ki kitapları kriterlere uygun yetenek ve zeka dolu içeriklere sahip olsun. Fakat bu kitaplar bu özelliklerden mahrumsa, bilsinler ki bu furya da geçecek. Kendilerine gösterilen ilgi tükenecek. Satış grafiğinin yüksek oluşundan dolayı zirvede tutulduklarını anlayacaklar. Rağbet edenlerde ise imza günlerinde saatlerce beklemekten varisten, bel tutulmasından başka bir şeye yol açmayacak.

- Çocuklara, gençlere yönelik içerik üretmek neden zordur?

Bir varlık düşünün. Şişirdiği sakız patlayıp suratına yapışınca, katıla katıla gülüyor. Bir şeker verseniz sevinçten havalara uçuyor ve koşup size sarılıyor. Oyuncak ayısıyla konuşuyor, tabağındaki ıspanağı ona yedirmeye çalışıyor ve yiyebileceğine de eni konu inanıyor. Bir de bunun az büyümüş halini düşünelim. Morali bozulunca saçlarını suratına döküp, kazağını ters giyiyor. Sevinince evde kim varsa öpüyor, sevdiğini "Korkunç güzel ya!" diye ifade ediyor. Böyle bir varlığa değil yazmak, konuşmak bile apayrı bir üslup gerektirir.

- Peki herkes yazabilir mi? 

Çocukların ve gençlerin tamamen organik bir duygu dünyaları ve ifade ediş şekilleri var. Musluk yerine, bir çayırın ortasından fışkıran pınar suyu gibi akmaya başladığınızda, zaten hiçbirini samimiyetinize ikna etmeye gerek kalmıyor. Sizi hissediyorlar ve içlerine alıyorlar. Velhasıl, kaç yaşında olursa olsun tekrar çocuk ya da genç olmadan kimse onlara içerik yazmaya falan kalkmasın, yutmazlar! Ha, mesele cümle kurmaksa, uymayan da yazabilir ama okunmamayı, okunsa bile anlaşılmamayı göze alsın. Hele hele odaklanmanın son derece zayıfladığı bir dönemde bence hiç kendini yormasın. Çünkü onlar büyüklerin dahi anlamadığı şeyleri anlıyorlar. Kalplerinde bir samimiyet sensörü var. Ve siz içten olduğunuzda her şeyin olduğu gibi yaşandığı kalplerinin kapısını daha yaklaşır yaklaşmaz ardına kadar açabiliyorlar.

- Çocukların enerjisi gibi pozitif olmak gerekiyor sanırız.

Mutluluk denen şeyin, şansla alakası yoktur. Ayrıca öyle dışarıdan içeri giren, tepsiyle sunulan bir şey hiç değildir. Her kadim olguda olduğu gibi, içten dışarı çıkan bir şeydir. Siz hiçbir ağacın dalından içeri değil de, dışarıdan dala doğru uzanıp açan bir çiçek gördünüz mü? Mutluluk; isteklerimizin gerçek olmasından ziyade, sahip olduğumuz nimetleri, onlara ihtiyaç duymadan farkına varıp teşekkür edebilmektir. Bunu anladığımız gün, belki de beş dakika sonra dünyadan ayrılma ihtimalimiz varken, otuz sene sonrasının derdini çekmemize gerek kalmayacak. Ve bu kafayla artık pek çok şey "Yuppiiii!" ye dönüşecek.

- Yazarken sizin en büyük gayeniz, en hassas noktanız ne?

İçimdeki çocuğun büyümesine mümkün mertebe izin vermemeye, mutluluğa şart koşmamaya çalışıyorum. Misal; mahalleden elimde market poşetleriyle geçerken, top oynayan çocukların kazayla pas attığı topa, elimdekileri yere salıp bir tane çaktığım için, adım Ronaldo Abla'ya çıktı. Pişman mıyım? Hayır. O pas bir daha gelsin, gene yapacağım. İşte kitaplarımı da bu kafayla yazıyorum. Önce onlardan biri olmayı başarmaya çalışıyorum. Bunu başarmadan anladıkları dili bulmanız imkansız. İleriki yaşamlarında onlara faydası olacak şeyleri anlatabilmek için önce bu dil gerek. Çocukların dünyadan kendisini mutlu etmesini beklemeyen, kendi mutluluğunu kendi üreten bireyler olarak yetişmeleri en büyük hedefim. 

- Piyasaya her gün yerli-yabancı yeni bir kitap çıkıyor. Genel profili beğeniyor musunuz? Gençlere tavsiye ettiğiniz ya da uzak durun dedikleriniz var mı?

Okumak, zihnin çalışma şeklini belirler ve hayatınızın her safhasında buna uygun ürünler verirsiniz. Peki, zihnimiz nasıl çalışmalıdır? Bu soruyu cevaplayarak neleri okuyup, neleri okumayacağımızı belirleyebiliriz. İnsanı insan yapan korkma özelliğini, hassasiyet duygusunu, vicdanı ve duyarlılığını ortadan kaldıran hatta onu yok eden kitaplar okumanın, okumaktan ziyade bir çeşit "Kendi kendinin canına okumak!" olduğunu düşünüyorum. 

- Çocuğun doğru kitabı okuduğundan nasıl emin olacağız? Ebeveynlere öneriniz var mı?

Şu yazarı, bu eseri okutmasınlar demek yerine, okunacak kitabın temel kriterlerine dikkat edilmeli. Çocuğunun eline bol yağlı, katkı maddeli yiyecekler dahi vermeyen anne babalar, zihni arızalandıran, bütün duygularının kadim ritmini bozan, ahlaki değerleri törpüleyen, davranışlarını allak bullak eden kitaplar da vermemeliler. Bahsettiğim özelliklere uygun kitapları okutsunlar ki, sonra "Bu çocuk neden böyle oldu? Nerede hata yaptım?" şeklindeki o meşhur cümleyi kurmak zorunda kalmasınlar.

ŞEBNEM GULER KARACAN / ONLAR İÇİN YAPACAK ÇOK ŞEYİMİZ VAR

- Bir çok mecrada çocuklarla iletişim kurdunuz. Onların kalplerine dokunmak nasıl bir duygu?

Çocuk kalbi, derin bir okyanus gibi... Onlarla birlikte sahnede olmak ya da radyo programında seslerine karşılık vermek, yazdığım kitabı okuduklarını bilmek enerji veriyor. İmza günlerinde, ellerini imzalatanlar, kafamı imzalar mısınız diyenler. Aslında kalplerine imza atıyorum o sırada.

- Neler yapıyorsunuz bugünlerde?

Son zamanlarda daha çok mizah kitapları yazıyorum. Şu anda, çocukları en çok ilgilendiren konu bu. Bu durumda bize düşen, kitapların içine bilgi ile birlikte mizah koymak. Bir de daha kolay okuyabilmeleri için bir e-kitap sitesi olan gulucukyayinlari.com'u açtım. Sıfat, fiil, matematik gibi ders konularını mizahi dille ve çizgi roman şeklinde hazırlıyorum. Gülücük Tv adlı youtube kanalımda yıllarca radyo programında kullandığım, "Gülücük " tiplemesinin videolarını yayınlıyorum. Sağlığım yerinde olduğu sürece bu işin peşini bırakmayacağım. Çocuklar için yapacak çok şeyimiz var.

- ‘Çocuk kitabı yazmak, yazabilmek' ile ilgili ne dersiniz? 

Eğer bu işe çocukların gözü ile bakmayı becerebilirseniz, çocuk gibi düşünebiliyorsanız, çocuk gibi gülebiliyorsanız, mizah yazabiliyorsanız kolaydır. Çocuklara karşı sıcaklık hissetmiyorsanız, onlar gibi düşünemiyorsanız imkansızdır. Gülmeyi  bilmiyorsanız çok zordur. Gençler için de aynı şeyler geçerli. Baktığınız göz, kalbiniz, duygularınız yaşlıysa, onlar gibi bakamazsınız. Şunlar çocuk kitabı yazmalı, diğerleri yazmamalı, diyemem. Bunu söylemek de yanlış olur. Herkes yazmak isteyebilir ki, bana da çok mail atan oluyor bu konuda. Herkes yazamıyor tabii. Belli bir süre sonra çocuklar onları ayırıyorlar. Bunun çeşitli kıstasları var ve zaman içinde kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu aslında Allah vergisi bir yetenek işi, belli bir okulu okumakla, ders almakla da olmuyor. 

- Yazarken neye dikkat edersiniz? 

Hassas noktam, aile... Aile sağlam yapıda olursa, her şey yolunda gidiyor. Kitaplarımda, aileden çok bahsederim ve kitapları aile ve sosyal yaşam üzerine kurmaya çalışırım. Bunun dışında da, bir şey öğretebilmek. Ama didaktik bir şekilde değil, güldürerek. Daha çok mizah yazarak, çeviri kitaplarla yarışmaya çalışıyorum. Çünkü şu anda en büyük rakiplerimiz onlar. Yazarlar ve yayınevleri dayanışma içinde, hedefe doğru yürüyoruz. Ne kadar çok yayınevi ile çalışırsam, o kadar çok çocuğa ulaşabileceğimi biliyorum. O yüzden bana "Kamunun yazarı" diyen yayınevleri de var. Her yayınevinin farklı bir okuyucu kitlesi oluşmuş ve farklı yayınevleri için yazmak, benim için çok kıymetli.

- Piyasadaki kitaplar hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Favorileriniz ya da kara listeye aldıklarınız var mı?

Son birkaç senedir, çocuk ve gençlik kitapları, hiç olmadığı kadar çok. Çeviriler, burada yazılanlar... Ancak ne yazık ki her yayınevi hassas değil. Bazen öyle çeviri kitaplar görüyorum ki, ağlamak istiyorum. O ülkenin garip gelenekleri ya da argo sözleri kitabın içinde. Saçma sapan içerikler, insanın aklının almayacağı garip hikayeler... Burada, ailelere ve öğretmenlere çok iş düşüyor. Onlar araştırıp, bu kitapları önceden okuyacaklar ve ondan sonra çocuklara okutacaklar. Mesela çok komik bir kitap var. Neredeyse, bütün dünya dillerine çevrilmiş. Evet kitap gerçekten komik. Ama büyükbabasının onlarla aynı evde yaşamaması gerektiğini anlatıyor. Kahraman, büyükbabasını evden kaçırmak için elinden geleni yapıyor. Çeviri kitaplarda buna benzer çok şey var. Bunun yanında, Türkiye'de birkaç tane büyük yayınevi bu konuda çok hassas. Yanlış yapmamak için ellerinden geleni yapanlar var. Psikologlar ve pedagoglar ile çalışan, bir kitabı on kez yeniden okuyan. Ama ucuza mal edelim, ceplerimizi dolduralım şeklinde kitap çıkaranlar da var.