Müze gezmeyen opera sevemez
11.2.2018 14:19:00

YENİ ŞAFAK PAZAR EKİ

Müze gezmeyen opera sevemez

 

Opera sanatçısı ve ressam Suat Arıkan, ömrünü opera sanatına adamış. Türkiye'deki operanın bizim kültürümüze ait olmadığı yönündeki algıların yersiz olduğunu söyleyen Arıkan, "Futbol da bize ait değil ama kimse futbol ile ilgilenmekten vazgeçmiyor" ifadelerini kullanıyor.

Hatice Saka

11 Şubat 2018Yeni ŞafakOpera sanatçısı ve ressam Suat Arıkan, "Bir insanın operadan zevk alabilmesi için öncelikle plastik sanatlarla ilişkisi olması lazım. Çünkü opera tüm sanatların birleşimi"diyor.Opera sanatçısı ve ressam Suat Arıkan, "Bir insanın operadan zevk alabilmesi için öncelikle plastik sanatlarla ilişkisi olması lazım. Çünkü opera tüm sanatların birleşimi"diyor.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Suat Arıkan, bir opera sanatçısı, ressam ve son yıllarda ise klarnet çalıyor. 1981 yılında Ankara Devlet konservatuarından mezun olduğu günden bu yana sayısız kez sahneye çıkan, öğrenci yetiştiren Arıkan ile opera sanatını konuştuk. Operanın bütün sanat dallarını kapsadığını belirten Arıkan, "Opera, içinde bütün sanatları barındıran farklı bir ürün. Bu üründen zevk alabilmek için tüm yapı taşlarından haberdar olmak lazım. Çünkü opera karışık bir çorba, o yemeğin tadına varabilmen için damak zevkinin gelişmiş olması gerekiyor" diyor.

 

 

 

* Operaya gönül vermiş biri olarak Türk toplumunda kemikleşmiş olan operanın bizim kültürümüzle bağdaşmayacağı algısına nasıl bir yorum getirirsiniz ?

Opera bize ait değil eleştirisini çok yersiz buluyorum. Türkiye'de büyük bir kesim futbol ile yakından ilgili. Futbol bize ait değil, ata sporumuz cirit atmak. Kimse çıkıp "Futbol oynamayın, cirit atın" demiyor. Ya da edebiyattaki roman türü de Batı'ya ait, roman okumayı, yazmayı bırakmalı mıyız ? Bu algının temelsiz olduğunu düşünüyorum.

* Diyelim ki bir vatandaş operaya ilgi duymaya başladı. Operayı anlamak ve sevmek için nasıl bir yol izlemesi gerekiyor ?

Bir insanın operadan zevk alabilmesi için öncelikle plastik sanatlarla bir ilişkisi olması lazım. Hayatında hiç müzelere, resim sergilerine gitmemiş ise ya da senfonik konserlerden zevk almıyorsa, kitap okumuyorsa operayı sevmesi güç olur. Wagner, operayı tüm sanatların birleşimi olarak tanımlar. İçinde bütün sanatları barındıran farklı bir ürün. Bu üründen zevk alabilmek için tüm yapı taşlarından haberdar olmak lazım. Çünkü opera karışık bir çorba, o yemeğin tadına varabilmen için damak zevkinin gelişmiş olması gerekiyor.

* O halde operayı kapsayan sanatlar meselesini biraz açar mısınız ?

Opera deyince birçok kişinin aklına bağıran insanlar geliyor. Oysa ki opera inanılmaz bir disiplindir. Önce bir eseri yapmaya karar veriyorsunuz. Daha sonra bu eseri uygulamak için dev bir kadroya ihtiyacınız var. Dekorcu, ışıkcı, kostüm tasarımcısı, koreograf, orkestra şefi, rejisor, marangozlar, terziler, kunduracılar, şapkacı, ressam ve heykeltraş gibi dünyası birbirinden tamamen farklı insanlar bir araya gelip devasa bir eserin sahnelenmesi için ortak bir çaba harcıyor.

 

 

 

 

GENÇLER TAKİP EDİYOR

* Uzun zamandır İstanbul'da idareci olarak opera sanatına hizmet ediyorsunuz. İstanbul seyircisinin operaya ilgisi var mı?

İstanbul'daki opera seyircisinin büyük çoğunluğunun gençlerden oluştuğunu söyleyebilirim. Avrupa'da seyircilerin yaş ortalaması 65-70 ve bu nedenle geleceğin seyircisini yetiştirmek için gençlere yönelik tanıtıcı faaliyetler yapıyorlar. Bu anlamda şanslıyız.

* Bir seyirci istatistiği vermeniz mümkün mü ?

İstanbul adına maalesef bir seyirci istatistiği veremiyorum. AKM'de iken bunu yapabiliyorduk. Ancak Süreyya Operası'nda salonumuz çok küçük ve burayı dolduruyor oluşumuzu bir ölçü olarak alamayız. Diğer yandan Zorlu'da sahnelediğimiz performanslarda da salonlar doluyor. Bu da bize moral veriyor. Dolayısıyla AKM'nin açılmasını dört gözle bekliyoruz.

* Çoğu sanat teknoloijden etkilendi ve faydalandı. Operaya nasıl yansıdı bu? Sizin oynadığınız operalarda bu etki sözkonusu oldu mu ?

Modern operalar farklı bir dil kullanıyor. Videolardan teknolojinin imkanlarından yararlanıyor. Biz de uzun zamandır 20.yüzyıl bestecilerine cesaret edemiyorduk. Hep klasik ve romantik dönem opera edebiyatını uyguluyorduk. İngiliz opera bestecisi Benjamin Britten'ın "Kötülüğün Döngüsü" operayı sahneledik. Seyirciden inanılmaz olumlu bir tepki gördük. Bu oyun bize cesaret verdi. Ardından Igor Stravinksy'nin The Rake's Progress operasını sahneledik. Bu iki operada İngilizce ve Türkiye'de ilk kez yapıldı.

* Türkiye'de opera besteleniyor mu ?

Geçim derdi olan bir insanın opera bestelemesi zor. Normal şartlarda bir bestecinin başka hiç bir iş yapmadan opera besteleyerek geçimini sağlaması gerekir. Ancak bu Türkiye'de mümkün değil. Bir beste çok uzun soluklu çalışmalardan sonra ortaya çıkıyor. Bunun olması için bir eserin ısmarlanması ya da yarışmalar açılması gerekir.

 

 

 

YERLİ BESTE DE VAR

* Hiç beste çalışması yok mu ?

Elbette var, az da olsa yazılıyor. Son olarak genç besteci Evrim Demirel'in Ahmet Ümit'in "Ninatta'nın Bileziği" eserinden uyarlanan "Ninatta"isimli operayı besteledi. Hititler'i anlatan bir operayı ilk defa oynadık. Hatta dünya promiyeri yaptık. Genç bestecileri özendirmeliyiz.

* Kendimize has bir Türk operasında söz edebilir miyiz ?

Bir Rus, Çek, Polonya, Alman, İngiliz, İtalyan operası var. Türk operası olmasına rağmen maalesef, dünyada bir Türk operası kavramı yok.

* Türk operası var ama kavramı yok. Bu nasıl oluyor ?

Çünkü uluslarlarası olarak kabul görmesi için eserlerin sayısının ve kalitesinin çok yüksek olması gerekir. Amerika'da New York Metropolitan operasında ya da Avupa'da Türkçe bir opera seslendirilmesi lazım. Ancak öyle dünya litaratürüne geçebilirsiniz. Örneğin Çekçe oynanıyor. O da yabancılar açısından telaffuzu zor bil dil, ancak oynanıyor.

 

 

 

61 Yaşında klarnet çalmayı öğrendim

* Bir opera sanatçısı olarak klarnet çalmak aklınıza nerden geldi ?

Bir insanı insan yapan üç özellik olduğunu söylerler. Bisiklete binmek, yüzmek ve ana dilin dışında başka bir dili konuşmak. Ben buna dördüncüsünü ekledim. Bir enstürman çalmak. Bunları mutlaka yapmak lazım diye düşünürken, kendi kendime 'sen ne çalışıyorsun' dedim. Mozart'ın bir eserini hedefime koydum ve o parçayı çalmak için piyano dersleri aldım. Bu tam yedi ayımı aldı ve başardım. Seyircilerin karşısında eseri çaldım. Fakat, piyanistlik ciddi bir iş. Gerçek bir piyanist olmak için günde en az sekiz saat çalışmak gerekiyor. Ben de klarnete yöneldim. Bu aleti seçmemde hayranı olduğum bir Bulgar sanatçının klarnet çalması etkili oldu. 61 yaşında yepyeni bir şeyi sıfırdan öğrenmenin zevkini yaşıyorum.

Ressam olacaktım opera sanatçısı oldum

* Peki siz opera sanatçısı olmaya nasıl karar verdiniz ?

Aslında benim hayatımda önce resim vardı. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun akademisine girmek üzereydim. Lise ikinci sınıfta iken Ankara'da Cumhurbaşkanlığı Senfoni orkestrasının konserine gittiğimde hayatımın akışı değişti. Büyülendim ve bu dünyanın içinde olmam gerektiğine karar verdim. Orkestradaki enstrümanlardan en çok viyolenseli sevdim. Sonra gidip orkestradaki bir çelloya sordum. "Sizin gibi bu aleti çalmak istiyorum" dedim. O da bana " Oğlum 40'ından sonra düdük çalınmaz. Biz bu yola ilkokulda girdik. Bu yaşta konservetuarda gidebileceğin iki bölüm var. Biri opera diğeri de tiyatro" dedi. Ben de opera sınavlarına girmeye karar verdim.

* Operaya ilginiz var mıydı?

Hayır, o güne kadar operaya hiç gitmemiştim. Sadece klasik müzik dinliyordum ve opera benden çok uzak bir sanattı. Herkes "aylarca çalışman lazım, imkansız, başaramazsın!" dedi. Ben sınavda Çanakkale türküsünü söyledim ve kazandım.

* Hiç pişman oldunuz mu? Keşke resim seçseydim dediğiniz anlar oldu mu ?

Resim özgür bir alan, akademik bir eğitim almasanız da olabilir ama müzikte eğitim almak şart. İyi ki de müziği seçmişim. Beni her açıdan besleyen bir şey oldu. Resim yapmayı da hiç bırakmadım. Yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda sergi açtım. Ressam arkadaşlarım, müziğin resmime olumlu yansıdığını ve tarzımı güçlendirdiğini söylüyor.

 

 

 

Hep ilklere imza attık

* Sezonun yarısına geldik ama önümüzdeki günlerde yeni operalar olacak mı?

Ünlü İtalyan besteci Giuseppe Verdi' nin en son eseri ustalık eseri üzerine çalışıyoruz. Çok keyifli, eğlenceli, diğerilerine hiç benzemeyen bir eser. İstanbul'da ilk kez sahnelenecek ve 7 Nisan'da seyirciyle buluşacak. Aydın Gün anısına başlattığımız konserler sürüyor. Her konserin bir teması var. İtalyanca, Almanca, Fransızca ve Türkçe oynadık. İngiliz edebiyatının operasını da ilk kez Türk izleyiciyle biz buluşturduk ve çok ilgi gördü. Önümüzdeki yıllarda yine ilkleri yaşatmayı sürdüreceğiz.