Müzik aleti insanı terbiye eder
15.4.2018 21:50:00

 

Neyzen Fikret Bertuğ ile sazına olan aşkını, dünyanın farklı yerlerinde çektiği fotoğrafları, pazarlardan satın aldığı yedi binden fazla taş plağı, dönemin önemli müzisyenleriyle olan hatıralarını konuşmak üzere bir araya geldik.

Harun Karaburç15 Nisan 

Yeni ŞafakFOTOĞRAFLAR: SEDAT ÖZKÖMEÇFOTOĞRAFLAR: SEDAT ÖZKÖMEÇ

YORUM YAP 0)" style="box-sizing: border-box; vertical-align: top; position: relative;">

  • 1
  • 1

Neyzen, taş plak koleksiyoneri, fotoğrafçı, arşivci.... Ne dersek hepsini tam tamına karşılıyor Fikret Bertuğ. Bir sohbette ne kadarına değinebilirsek değinmeye çalıştık. Sazına olan aşkını, dünyanın farklı yerlerinde çektiği fotoğrafları, dişinden tırnağından artırarak pazarlardan topladığı yedi binden fazla taş plağı, dönemin önemli müzisyenleriyle yaşadığı hatıraları konuşmak üzere neredeyse her şeyin antika eşyalarla dolu olduğu evinde Bertuğ ile bir araya geldik. Bertuğ'un hayatına dokunan isimleri saymak bile ortaya nasıl bir portre çıkacağını gözler önüne seriyor: ağabeyi neyzen Selami Bertuğ, Sinekemani Nuri Duyguer, Kemal Batanay, Emin Ongan, Niyazi Sayın, Münir Nurettin Selçuk, Necdet Yaşar, Kemal Gürsel, Ruhi Ayangil, Nevzat Atlığ...

 

 

Kanuni Erol Deran, Fikret ve İncila Bertuğ'un Altuninzade Kültür Merkezi'ndeki Taş Plak Akşamları'nınn konuğu. Yıl 2008.

 

İLK NEY AĞABEYİMDEN

Bertuğ ilk sahne deneyimini 26-27 yaşlarında yaşadığını söylüyor. İlk neyini ve ney derslerini ağabeyi Selami Bertuğ'dan alıyor. 1962'de Emin Ongan yönetimindeki Üsküdar Musiki Cemiyeti'ne giriyor. 1972'de girdiği Münir Nurettin Selçuk'un ve Kemal Gürses'in yönetimindeki Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti'nde 1977 yılına kadar çalışıyor. Aynı yıl Nevzat Atlığ'ın daveti üzerine İstanbul Devlet Korosu'nda neyzen olarak göreve başlıyor. Ruhi Ayangil'in yönetimindeki Boğaziçi Üniversitesi Korosu ve Ayangil Türk Müziği Orkestra ve Korosu ile 1978- 1994 yılları arasında solist ve orkestra üyesi olarak konserler veriyor.

SAZIMI ÖPER YATARIM

"Neyi rahmetli abimden görüp heveslendim. O hem subaydı hem de Ankara radyosunda neyzendi. Allah'a bin şükür beni mahçup etmedi. İki karış kamışla hayat boyu ekmeğimi kazandım. Çoğunlukla gece yatmadan önce onları öper yatarım. Müzik zaman içinde inanç haline geliyor. Kötüsünü yapmak istemiyorsun çok para alsan bile inandığın müziği yapmaya çalışıyorsun, sazına hürmet çok ediyorsun" diyen Bertuğ, enstrümanların insanları terbiye ettiğini de söylüyor. Hatta ağabeyinin abdest almadan ney üflemediğini kaydeden Bertuğ, "Ben ağabeyim kadar yapamadım. Müslümanlık tarafım biraz zayıf ama içten kimseye söylemeyeceğimiz bir saygı vardır" diyor.

 

 

İstanbul Belediye Konservatuvarı İcra Heyeti, Beşik taş. Fikret Bertuğ tarafından 1975'te çekilmiş.

 

SES VAR AMA ÜSLUP YOK

Türk müziğinde sese değil üsluba çok önem verildiğini "Herkesin sesi güzel olmayabilir, Türk müziğinde üslubu güzel olan herkes başarılıdır" sözleriyle açıklayan Bertuğ, "Münir Nurettin batıda tahsil gördüğü halde Batı müziği solfeji yapmazdı. Kendine göre bir üslubu vardı. Müzik eğitimini sadece notayla almış o kadar çok insan var ki ama üslupları yok. Enstrüman veya insan sesi fark etmez. Güzelliği üslup veriyor. Güzel ses dediğimiz aslında üslup. Mesela İbrahim Tatlıses. Allah vergisi bir sesi vardır, bir tiz neva verir yer titrer, gözünüzden yaş gelir ama üslubunu sevmem" diyor.

ÖZ YURDUNDA GARİP ÖZ VATANINDA PARYA

Plaklara olduğu kadar efemera ve kitaplara da ilgi duyan Bertuğ, eski kitaplarda Türk müziği aleyhinde yazılmış pek çok yazılar olduğunun altını çiziyor. Türk müziğinin hem de önemli kişiler tarafından küçük görüldüğüne vurgu yapan Bertuğ, "Kendi müziğimden utanır hale geldim. Üstad Necip Fazıl bir şiirinde diyor ya ‘Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya.' Türk müziği de o duruma düşmüştür. Öz yurdunda yabancı" diyor. Bertuğ'un koleksiyoncu tarafından da bahsetmiştik. "Antikadan en az anlayan kişi antikacıdır. Anlasa satmaz, elinden çıkarmaz. Antikacı para için piyasada bulunmayacak, enteresan şeyleri elinden çıkarır. Adamın ekmak parası. Doğru. Antikacı olsam ben de satacağım" diyen Bertuğ'un elinde yedi binden fazla taş plak var. Bunlar arasında hiç çalınmamış olanlar da var ancak onları pazarlarda açık olarak satın aldığı için çalınmış kabul ediyor. Çok sevdiği plakları ise özenle saklamış.

 

 

 

PAZARLARDAN ALDIM

Bu kadar büyük bir koleksiyonu nereden aldığını "Pazar günleri Maksim gazinosundan çıkardım, Taksim'den dolmuşa atlayıp Topkapı'daki bit pazarına giderdim. Bazen Nihat Doğu da bana eşlik ederdi. Yerlerden radyodan atılmış plakları buldum, aldım. Kırık çatlak plakları dahi aldım. Aslında koleksiyoncu atmaz, bende çatlak plak dolu. Bugün yaşayan atikacıların birçoğunda telefon numaram var. Ellerine yeni plaklar geldiği vakit ararlardı beni. Ben de kalkar giderdim. Şimdi sıhhatim elvermiyor" sözleriyle anlatıyor. Her koleksiyoncu biriktirdiği şeye olan düşkünlüğünün verdiği zaafla antikacılara para kaptırmıştır. Bertuğ da bir parça antikacı mağduru.

 

 

Kani Karaca, Tuğrul İnançer, Sami Göğüş, Abdi Coşkun, Selman Tüzün, Cüneyd Kosal, Münip Utandı, Vahit Anadol gibi dönemin önemli isimlerinin yer aldığı fotoğraf Fikret Bertuğ tarafın dan Konya'da çekilmiş.

 

ZAMANINDA ÇOK KAZIK YEDİM

Ancak zaman içinde kendi deyimiyle bir ‘üçkağıt' yöntemi bulduğunu şöyle anlatıyor: "Alacağım ve almayacağım plakları ayırırdım. Sonra fiyatlarını sorardım. Antikacı almayacaklarıma düşük fiyat alacaklarıma da yüksek fiyat söylerdi. Ben de almayacağım dediklerimi alırdım. Bunu sonradan birkaç arkadaşıma da öğrettim. Çocuklarıma da hakkınızı helal edin derim. Çünkü onların da hakkı var. Ben çalışan bir adamım. Ekmek parasının içinden plak parasını ayırıyorum. Ayda kazandığım paranın en az onda biri plağa giderdi."

 

 

 

Hüseyin Rahmi'nin kalem ucunu çaldım

Çeşitli efemeraya, fotoğrafa, kişisel eşyaya, bilhassa da taş plağa ilgi duyan Fikret Bertuğ'un evinde Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın kalem ucu da var. Bu kadar şeyi nereden buldun diye sorduklarında "Bazılarını çaldım" diye cevap veren Bertuğ'un bu kalem ucuyla ilgili anısı ise şöyle: "Bundan yirmi yıl kadar önce Heybelidada'da Hü seyin Rahmi'nin evinden kalem ucu çaldım. Bunu söylerken hiç üzülmüyo rum, hırsızlık olarak gör müyorum. Evde üç kase içinde içinde yüzlerce kalem ucu vardı. Yazmış yazmış bırakmış. İçinden bir tane aldım, ne çıkar. Üzerine de yazdım ‘Hü seyin Rahmi'nin evinden çalınmış bir kalem ucudur bu' diye."