Peyami Safa’nın hikayelerinde “erkeklerin dünyası”...
11.1.2019 16:54:00

 Fatma Barbarosoğlu

Peyami Safa'nın hikayelerinde "erkeklerin dünyası"...

11 Oca 2019, Cuma  
Ötüken Yayınları Peyami Safa'nın Server Bedii adıyla imzaladığı kitapları seri olarak basmaya başladı. Server Bedî'lerin yanı sıra, Peyami Safa'nın İstanbul Hikayeleri de, Serhat Hamişoğlu tarafından1924 yılında Suhulet Matbaasında yapılan ilk baskı esas alınarak hazırlandı ve okuyucunun dikkatine sunuldu. Kitap 190 sayfa ve içinde 36 hikaye var. Dolayısıyla İstanbul Hikayeleri kısa kısa hikayenin 1920'li yıllardaki temsili olarak özellikle sosyolojik açıdan son derece önemli.
 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEKİÇİN TIKLAYIN1899 doğumlu olan Peyami Safa'nın 25 yaşında yayınlamış olduğu hikayeler bendeniz için altın kıymetinde. Balkan Harbi'nden I. Dünya Savaşı'na, Mütareke Yılları'na kadar toplumun en çalkantılı zamanlarına tanık olmuş henüz 25 yaşındaki yazarın kaleminde, zamanın izi, "erkeklerin hikayesi" olarak akıyor daha ziyade. Kadınların anlatıldığı hikayelerde bile metinlere daima "erkek yazar" bakışı hakim.Kitabın ilk hikayesi "Çılgın Bir Geceden Sonra" genç bir zabitin intiharını anlatıyor:
"Depo taburu zabitlerinden; genç, güzel bir delikanlı...İntiharın sebebi anlaşılamamıştır. Yalnız "kadın için" diyorlardı."
Kumandan kendisine aktarılan bu kısa bilgi ile yetinmez en yakın arkadaşından merhumun hikayesini dinler:
"Kadri benim çok sevgili, çok samimi, çok candan arkadaşımdı. Birbirimizin hem arkadaşı, hem mahrem-i esrarı hem de akıl hocası idik...Esasen adi zenperestlikten çok kaçardı. Beyoğlu kadınlarından hiç hoşlanmadı. Tepebaşındaki bara, Galatasaray'daki çalgılı kahvelere bir kere bile ayak basmadı. Randevu evlerinden daima nefret etti. Hayır! Onun bir tek mefkuresi vardı. Daima onu arıyor onu bulmak istiyordu ki yüksek alemlere mensup, kibar, asil bir kadın tıpkı romanlarda olduğu gibi ona aşık olsun ve onu yanına alsın."
"Tıpkı romanlardaki gibi" ibaresine dikkatinizi çekmek isterim. Genellikle yazar erkekler genç kızların roman okuya okuya ifsat olduğunu söyler. Bu hikaye ile birlikte romanın genç erkekleri de etkilemiş olduğunu öğreniyoruz.
Müntehir, aradığı "kibar kadını" bulur. Daha doğrusu müntehir, "kibar kadın" tarafından "bulunur", işgal edilir.
Nasıl mı?
Kadın, genç subayı önce arabasına sonra evine davet eder. Subay derhal "davete" icabet eder.
Yazar kahramanının çelişkili dünyasına dair bize hiç fikir vermiyor. Biraz önce arkadaşı "Beyoğlu kadınlarından hiç hoşlanmadı" demişti. Genç zabitin nasıl bir anlam dünyası vardı ki, tanımadığı bir genci arabasına ve evine davet eden kadının "ne olduğunu" anlayamamıştı!
Hikayenin sonunda önce arabasına sonra evine davet eden kadının harp zenginleri sayesinde zengin bir fahişe olduğunu öğreniyoruz. Zengin fahişe "küçük asker" ile oyuncak gibi oynamış sonra onu bir daha "eline almamıştı".
Aşkı yanlış kadında bulan Kadir, bir daha o kadına ulaşamamış, ulaşmak için kapısında köle olmuş, kadın ise genç aşığını komutanlarına şikayet etmeye kadar gitmişti.
1924 yılında yayınlanan bu hikaye döneminde nasıl karşılanmıştı? Genç zabitler bu hikayeyi okumuş muydu? Okuyup kendi aralarında tartışmışlar mıydı?
-II-
Yakışıklı "küçük asker"i canına kıymaya sevk eden durumu anlamak için İletişim'den Hovarda Alemi adıyla yayınlanan Osman Özarslan'ın yüksek lisans tezini okumanızı önereceğim. Özarslan, Burdur'un Çavdar kazasının gece hayatını etnografik gözlemler eşliğinde aktarıyor. Özarslan'ın çalışması, taşranın sıkıntı ve eğlence profilini "erkeklik" üzerinden merkeze alıyor.
-III-
YouTube'a girerek "kanaat önderi hoca efendilerin", evlilik konusunda sadece genç kızlara, kadınlara hitap eden "söylem"lerine şöyle bir kulak verin. Mikrofon önünde konuşan hocalar, içinde yaşadıkları cemiyetin erkekleri hakkında, onların değerler dünyası hakkında hiçbir fikre sahip değil mi?
Ya da sahip oldukları için mi, erkekleri muhatap alınamayacak özneler olarak görüyorlar?
Erkekler, niye erkekler hakkında konuşmuyor da sürekli kadınlar hakkında konuşuyor?
Cemiyeti yaşanmaz hale sokan, suç fabrikası olarak üretim yapan üçüncü sayfa haberlerinin erkekleri, niye ilahiyatçıların gündeminde değil?
Meraklısı için not: Peyami Safa'nın İstanbul Hikayeleri Serhat Hamişoğlu tarafından 1924 yılında Suhulet Matbaasında yapılan ilk baskı esas alınarak hazırlanmış ve Ötüken Yayınları tarafından basıldı. 190 sayfada 36 hikaye yer alıyor. Dolayısıyla İstanbul Hikayeleri kısa kısa hikayenin 1920'li yıllardaki temsili olarak özellikle sosyolojik açıdan son derece önemli.
#Peyami Safa #Hikayeleri #Erkek #Bakış açısı   23118109 Oca 2019, ÇarşambaDİB'in takviminin dili "akademik", Denizbank'ın takvimi toprak kokulu04 Oca 2019, CumaTürkiye çok okuyor çokkk02 Oca 2019, ÇarşambaDünden bugüne takvim yaprakları ve "imkânlı metinler"FATMA BARBAROSOĞLU TÜM YAZILARI Hayrettin KaramanHayrettin Karaman1934 yılında Çorum'da doğdu. İlk İmam Hatip okullarından biri olan Konya İmam Hatip Okulu ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nde okudu. İki yıl İstanbul İmam Hatip Okulu'nda meslek dersleri öğretmeni olarak çalıştıktan sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne fıkıh asistanı oldu. Yüksek İslam Enstitülerinin İlahiyat Fakülteleri'ne dönüşmesinin ardından akademik çalışmalarını tamamlayarak sırasıyladevamıİLETİŞİME GEÇİN11 Oca 2019, CumaVelî (evliyâ) kimdir?10 Oca 2019, PerşembeDoğu Türkistan (Uygur) Müslümanlarına Çin Zulmü06 Oca 2019, PazarKabir ziyareti, tevessül ve şefaatTÜM YAZILARISONRAKİ YAZI* ‘Gezi Olayları'nı kimler, niye gündeme taşıyor? * Birileri yeni çokuluslu hesaplar mı yapıyor? * Kimse muhafazakâr Gezi isyanı planları yapmasın!İbrahim KaragülGazete Yazarı* ‘Gezi Olayları'nı kimler, niye gündeme taşıyor? * Birileri yeni çokuluslu hesaplar mı yapıyor? * Kimse muhafazakâr Gezi isyanı planları yapmasın!07 Aralık 2018, CumaGezi tartışması beş yıl sonra neden tekrar başlatıldı?Video: * ‘Gezi Olayları'nı kimler, niye gündeme taşıyor? * Birileri yeni çokuluslu hesaplar mı yapıyor? * Kimse muhafazakâr Gezi isyanı planları yapmasın!Seçim çalışmalarının, ittifak pazarlıklarının, aday tartışmalarının, buradan hareketle Türkiye'nin geneline yönelik çekişmelerin yeniden alevlendiği, herkesin zihinlerini daha açık ortaya döktüğü, etrafımızdaki sıcak konuların ikinci plana düştüğü günlerde "Gezi Olayları"nın yeniden gündeme ...Sonraki yazıya gitmek için tıklayın. GAZETE YAZARIDağlar ne işe yarar13 Ara 2018, Perşembe   1021132263Biz Müslümanlar Kur'an-ı Kerim'in Allah Teâlâ tarafından Peygamberi Muhammed Mustafa'ya (s.a.) vahiy adı verilen özel bir iletişim aracı ile bildirildiğine iman ediyoruz.
 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEKİÇİN TIKLAYINKur'an'ı Allah bildirdiğine ve O'nun her şeyi eksiksiz ve doğru bildiğine göre Kur'an'da yanlış da olamaz.Baştan beri Kur'an'ın beşer sözü veya eski dinlerden aktarma olduğunu iddia edenler olmuş fakat onun meydan okumasına, "madem beşer sözü bir benzerini de siz yapın" demesine rağmen bunu yapabilen olmamış, eski din kitaplarından aktarılma iddiası da tarihi vakıaya aykırı düştüğü ve belgeye dayanmadığı için havada kalmıştır.
Akıl ve bilim ile Kur'an ilişkisi konusuna gelince:
Biz Müslümanlar şuna da inanıyoruz:
Kur'an'ı gönderen de Allah'tır, insanlara akıl veren ve onu kullanın diyen de Allah'tır. Şu halde bu ikisi arasında bir çelişki olmaması gerekir. Birinin A dediğine diğeri B demez, dememiştir, ancak varlık ve hakikat alanı bilim ve aklı aşacak kadar geniştir ve her bir varlık mertebesinin kendine mahsus ilmi ve bu ilmin özel vasıtaları vardır. Bilim adamı haddini (sınırını) bilir, gözlem ve deney alanına girmeyen konularda ahkâm kesmez, "bu konular bizim alanımızın dışındadır" der ve susar. Susmayanlar, bilim adamı değil, bir ideoloji ve inanç olarak bilimciliğe sapanlar, bisikletle göklere tırmanmaya kalkışarak gülünç olanlardır.
İşte bunlardan biri, kendisine itiraz eden ve soru soran bir genci şöyle susturmaya kalkıştı: "Kur'an'da bir tane bile bilime aykırı bir söz olsa onun ilahi filan olmadığına delil olarak bu yeter; Kur'an'da ‘dağları zelzele olmasın diye yarattık' deniyor, halbuki bu bilim bakımından doğru değildir, dağlarda da zelzele olur..."
Sayın Prof.
Bir kere Kur'an'da "zelzele olmasın diye dağları yarattık" mealinde bir âyet yok. Böyle bir tercüme gördüyseniz yanlıştır. Nahil:16/15, Enbiya: 21/31, Lukman 31/10 âyetleri "yerkürede dengeyi sağlamak için" mealindedir.
Bir de, "Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık?" (Nebe Suresi: 6-7) âyetlerinde olduğu gibi "dağların kazık mahiyetinde olduğunu bildiren âyetler vardır.
Peki bilim ne diyıor?
"Kıtalardaki dağlar ve okyanuslardaki dağlar arasındaki temel fark materyalindedir. Fakat her ikisinde de dağları destekleyen kökler vardır. Kıtalardaki dağlarda, hafif ve yoğunluğu az madde yerin içine doğru kök olarak uzanır. Okyanuslardaki dağlarda da, dağı kök gibi destekleyen hafif madde vardır. Köklerin fonksiyonu, Arşimed kanununa göre dağları desteklemek içindir. Dağların yerkabuğunun genel dengesini sağlamadaki etkisi izoztesi (isostasi) diye tanımlanır."
"Webster's New Twentieth Century Dictionary'de (Webster'ın yeni 20. yüzyıl sözlüğü) bu terim şöyle açıklanır: "Jeoloji'de dağların Dünya yüzeyinin altında oluşturdukları yerçekimsel kuvvet sayesinde yerkabuğunun genel dengesinin sağlanması." Ayrıca Amerikan Bilim Akademisi eski Başkanı Frank Press'in, dünya çapında pek çok üniversitede ders kitabı olarak okutulan Earth (Dünya) adlı kitabında, dağların kazık şeklinde oldukları ve yeryüzüne derinlemesine gömülü oldukları ifade edilmektedir."