Yine bir aile çalıştayı ve aile sorunları üzerine beyin fırtınası..
17.2.2020 14:18:00

 

 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                            17-2-2020

             Yine bir aile çalıştayı ve aile sorunları üzerine beyin fırtınası..

 

İkadder (İstanbul kadın ve kadın kuruluşları derneği)'in İçişleri bakanlığına sunduğu "Değişen dünyada Kadim Kurum Aile" konulu proje çerçevesinde düzenlediği 2. Aile çalıştayı 6 şubat Çarşamba günü sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin katılımı ile gerçekleştirdi. Çalıştaya aile alanında çalışan STK temsilcileri katıldı. Ben de Akoder adına katıldım. STK temsilcileri dışında aile konusunda çalışmalar yapan Şehir Üniversitesi öğretim üyesi sosyolog Doç.Dr. Mehmet Fatih Aysan katıldı. Yine katılımcıların tamamı her zamanki gibi kadınlardı. Aramızda tek erkek Mehmet Fatih beydi.

İkadder yönetim kurulu başkanı Funda Ozan Akyol açılış konuşmasında 5 çalıştay düşündüklerini, 3 çalıştayı STK temsilcilerinden,  birini aile konusunda çalışan kamu görevlileri, birini de hem STK hem de kamu görevlilerinden olmak üzere planladıklarını ifade etti. Tüm konuşulanları kayda alıp özetleyerek politika belgesi şeklinde hazırlayacaklarını ve bu özeti de son bir toplantıyla katılımcılara sunacaklarını ifade etti.

 Ailenin kadim bir kurum olduğunu ancak ailenin de toplumsal değişimin etkisinde kaldığını söyledi.

Devletin de aile kurumuna yönelik ciddi çalışmalarının olduğunu bir çok kurum ve kuruluşun aile konusunda sorumluluk alıp çalışma yaptığını görsellerle anlattı.

 Mevcut aile politikalarının üretildiği kamu kurumları,

*Aile çalışma ve sosyal hizmetler bakanlığı

*Alo 144 sosyal yardım hattı

*Alo 183 Sosyal destek hattı

*Cumhurbaşkanlığı

*Diyanet işleri Başkanlığı

*RTÜK Kurumu

*TBMM

*Ombudsmanlık

*TİHEK

Bu kurumların aile ilgili yaptığı çalışmalardan kısaca anlatarak sözü katılımcılar bıraktı.

 

İlk söz pozitif ayrımcılık yapılarak  Mehmet Fatih beye verildi. Aile konusunda çalışmaları olan Mehmet Fatih beyin aileyi  sosyolog gözüyle değerlendirmesi önemliydi. Ailenin sorumluluğu sadece kadına bırakılmış maalesef dedi.  Onun için de ağır aksak devam eden bir kurum halinde. Aile konusunda çalışma yapan erkek yok ya da bir elin parmaklarını geçmez. Buradaki toplantı katılımcısından da belli dedi. Burada tek erkek olarak katılmam benim için çok değerli ama Türkiye için çok üzüntü verici. Ailenin, kadim bir kurum olmakla birlikte aynı zamanda ideolojik bir kurum olduğunu, toplumsal değişimi de doğru okuyarak aileye dair sorunların çözümüne katkı sunmak gerektiğine vurgu yaptı. Bu çerçevede aşağıdaki husulara vurgu yaptı;

*Ailenin doğru tanımlanması

 *Kurum olarak aile

*Toplum hızla değişiyor tabi aile de,

*Aile yapı/form olarak değişiyor ve farklı aile tipleri yaygınlaşıyor

a)Boşanmış aile,

b)Atipik aileler ve İslami camia olarak kabul edilemese de artan ve çeşitlene gayri meşru birliktelikler,

*Dindar STK' lar aile ve toplumun değişim hızına yetişip  çağa göre proje üretemiyorlar,

*Dindarlar aile konusunda olduğu gibi bir çok konuda kafa karışıklığı yaşıyor.

*Türkiye'de aile politikalarına etki etmek için disipliner çalışmak ve güçlü aile için lobi faaliyeti yaparak başarı sağlanabilir.

*STK'lar aile konusunda devletle olması gereken düzeyde işbirliği yapmıyor, proje geliştirmiyor ve aileye dair söz söyleyemiyor.

*Bazı marjinal gruplar kimsenin kabul etmemesi gereken kadına karşı şiddet olgusunu kullanarak aile kuurmuna zarar veriyor. Bu sayede arzu ettikleri kadın ve aile politikalarını politika yapıcılarına rahatlıkla dayatabiliyorlar.

*Aile konusunda duyarlı STK'lar uzun vadeli örneğin 40/50 yıl sonrasını düşünerek proje üretmeli, bunun için çalışmalı.

*Atipik ve toplumsal temeli olmayan aile formalarının yaygınlaşmasına karşın dindar camia bir şey üretemiyor.

 *Dindarlar kurucu değil pasif uygulayıcı konumunda.

*Erkekler veya babaların aile ile ilgili çalışmalar, yüksek lisans programları ilgilerini çekmiyor

+Devlet, STK, birey olarak aile için ne yapabiliriz ciddi ciddi düşünmemiz gerek.

 Örneğin Samsung firması ayrımcılık yapan tv yapımlarına reklam vermeyeceğini duyurdu.

 

İkinci olarak ben söz aldım. Ben biraz Mehmet Fatih hocaya cevaben konuştum. Aslında hazırlanarak geldiğim konu da benzer şeylerdi.

*Dindar camia olarak toplumsal değişimi doğru okuyamıyoruz. Nostalji yapmayı çok seviyoruz. Eskiden şöyle aileler vardı böyle kadınlar, fedakar anneler vardı diye örnek verip övünüyor, hasretle iç çekiyoruz. Bir çok toplantıda duyduğum bu sözler sorunları örtbas etmekten, yaşanılan durumu okuyamamaktan başka  bir şeye yaramıyor ama  duygusal tatmin sağlayan bir serzeniş oluyor..

*Cumhuriyet kurulalı beri STK'lar özellikle dindar STK'lar hiç bu kadar devletle çalışmamıştı diyebiliriz rahatlıkla.

dindar STK'lar bazıları toplumsal değişimi azda olsa kabul ediyor ancak ailenin değişimini asla hele kadının değişimini ısrarla görmezden geliyorlar. Bu durumun çözüme hiçbir katkısının olmadığının farkında da değiller. Bu arada gençler değişime ayak uydurup kendilerince çözüm de üretiyorlar. Bunu gören dindar camia sürekli gençlerden şikayet halinde.

*STK'lar 40/50 yıl sonrası için proje üretmeleri için bugünkü değişimi doğru okumaları gerek. Bunu başaramadıkları için bugüne de yarına da çözüm önermekte yok gibiler, silikler. Konferanslarda  100/150 yıl öncesinin aile uygulamaları örnek veriliyor. Bu aileler anlatılsın tabi ama bugünkü aile sorunlarına çağa göre çözüm önerilmediği için sadece nostaljik konular olarak dinleniyor.

* Kişisel  okumalarıma göre Cumhuriyet dönemi boyunca buna Osmanlıyı da katabiliriz  kadınlara en büyük haklar bu iktidar döneminde verildi diyebiliriz. Ayrıca ailelere her türlü destek için de bir çok kamu kuruluşu görev yapıyor. Feministler bile bunu kabul ediyor. Ama aksaklıkları gündemde tutarak muhalefet yapıyorlar.

*Lgbt için söylenecek en önemli bilgi , insanlar sözleşmeden veya bir kuramdan ötürü cinsiyet değiştirmezler. Ailede verilen yanlış eğitim ve en çok da baba eksikliği insanları cinsiyet değiştirmeye yönlendirir. Evet toplumda meşru görülmesi cinsiyet değiştirmeye daha kolay karar vermeye yönlendirebilir ama asıl sebep aile içindeki yanlış eğitimdir diyerek ben de sözlerimi tamamladım.

 

Eğitimci yazar, Aile eğitim formatörü Nevin Nesrin Soysal da konuşmasında; "sağlıklı kadın ve erkek kimliğine sahip olmayan iki kişinin kuruduğu ailede ciddi sorunların olacağını söyledi. Kaliteli aile oluşturmak için kaliteli anne babalar olmak bunun içinse kaliteli erkek ve kadın olmak gerekiyor. Kadın ve erkek olmak anne ve baba olmadan önce gelir. Cinsel kimliğimizle var olmak Rabbimizin bizden en büyük isteklerinden birisidir.  Bireysel olarak sağlıklı kişilik ve karakter geliştirirsek sağlıklı aileler kuracağımıza inanıyorum" diyerek sözlerini tamamladı.

Türk Gençlik Vakfı adına Yasemin Sezgin gözden kaçırılan bir konuya değindi. "Ailede ortak ruh zedelendi. Ailede roller değişti. Birlikte olunan zaman dakikalara indi. Ailede yetişen çocuk ailenin işleyişi ile ilgili ne bilgi edinebiliyor ne de pratik uygulamayı görebiliyor. Çocuk büyüme aşamasında aile nasıl yönetilir, aile içi iletişim nasıl kurulur, görev sorumluluklar nasıl paylaşılır bilgisini nereden öğrenecek. Ailede öğrenemiyor, okulda öğretilmiyor, arkadaş çevresinden iyi/olumlu örnekler göremiyor. Çocuk/genç nereden öğrenecek tüm bunları?  Bu görevi kim üstlenecek? Bana göre en kolay ve uygulanabilir olan ilkokuldan başlayarak bu eğitimlerin verilmesidir" diyerek sözlerini noktaladı.

Nisan grubu adına söz alan Şafak Sarı; "Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurumsal ve etki gücü sayesinde aile ile ilgili önemli işler başaracağına inanıyorum. Her Cuma binlerce milyonlarca erkek/baba gönüllü, bile isteye camilere geliyor. Hutbelerde her hafta ailenin sorunlarına dair bir konu işlenebilir, mutlu aile olmanın ilkeleri anlatılabilir ve daha sayamayacağım aile ile ilgili konulara değinilebilir. Camileri, imamları ve dini telkinleri halkımız çok önemsiyor. Uygulamaya  daha kolay geçirilebileceğine inanıyorum".

Anadolu platformu adına katılan Nesrin Karataş; özgün ve çözüme yönelik görüşlerini belirtti. "Aileyi açık yüreklilikle konuşabilmeliyiz. Tarihteki uygulamaları tam olarak bilmiyoruz. Tarihimizle cesurca yüzleşmeliyiz. Kadınlar tarih boyunca istismar edilmiş, şiddete uğramış ve hakları verilmemiş. Kadına şiddete en çok bizim camianın karşı çıkması gerekirken ısrarla görmemezlikten, duymamazlıktan geliyor. Neyi savunduysak buralara onula geldik. Niçin, nasıl değiştirelim? Neyi,  niçin, nasıl koruyalım? Bu sorular kritik zamanlarda mutlaka sorulması gereken ve herkes tarafından cevap verilmesi gereken sorulardır. Alınan cevaplar aslında gelecekte hiçbir anlamı olmayacak konuların bugün için önemsenmemesini sağlayacaktır. Ortaya çıkan sonuç her neyse, aile, ailenin korunması için değiştirilemez, ikame edilemez, değerli olan sadece odur. Bunun dışındaki her şey, ihtiyaç duyulduğunda değiştirilebilir demektir.

Örneğin; aile konusu konuşulurken ataerkil vurgusu yarının okumalarını engelliyor. İstanbul sözleşmesi ve 6284 sayılı kanuna dair tartışmalar son yıllarda giderek artmaktadır.

İslami camia sözleşme imzalandıktan ve kanuni düzenleme yürürlüğe girdikten sonra müdahil olduğu tartışmalar, çoğu zaman tarafların ideolojik yaklaşımlarıyla sürdürülmektedir.

Kadın dernekleri, feministler, sol ve liberal kesimlerin bütünüyle sahip çıkmasına karşın, İslami kesimler de bütünüyle karşı çıkmakta ve reddetmektedirler.

İstanbul sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun daha tarafsız ve ilmi bir çerçeve içinde ele alınması gerekmektedir.

Objektif bir gözle yapılacak ilk değerlendirme, özellikle İstanbul Sözleşmesinde reddedilmesi ve çekince konması gereken pek çok yönün bulunduğunu gösterdiği gibi pek çok maddenin de makul olduğu sonucunu verecektir. Bu açıdan meseleyi soğukkanlı bir perspektif içinde ele almak gerekir. Bunun için de kadınların "hak" ettikleri değere ulaşmalarını, temel bir prensip olarak istemek gerekir. Zira sahip olması gereken değere tarih içinde en uzak olanlar kadınlardır" diyerek sözlerini tamamladı.

 

Neyad adına katılan Nazire Ortatepe Dertkesen ve Okul öncesi eğitim kurumları derneği adına katılan Sevgi Şahbas çocuk eğitimin önemine vurgu yaptılar. Nazire hanım sağlıklı nesillerin yetişmesi için devletin mutlaka 0-5 yaş çocuk eğitim politikasının olması gerektiğini söyledi. Sevgi Şahbas ise ailede sağlıklı eğitim alan çocuğun yetişkinlik döneminde sorunların üstesinden çok daha kolay geleceğini ifade etti.

Hazar derneği adına katılan genç arkadaşımız Büşra Doğru Cingöz olumlu örnekler çoğaltılarak ve yayılarak gençlere daha kolay ulaşılabileceğine inanıyorum. Örneğin Fıtrat harekatı diye sosyal medya çalışması var. Bir çok bilgiyi kısa öz ve çağa göre yorumlayarak anlatıyorlar. Bir çok genç arkadaşın takip ettiğini görüyorum.

 

Fayder adına Filiz hanım dezavantajlı ailelere verdikleri eğitimin zorluğunu ama sonunda elde ettikleri başarının tüm zorlukları unutturduğunu ifade etti.

 

Öncellikle toplumsal sorunlara duyarlı çalışmalar yapıp,  çözüme katkıda bulunduğu için  İkkader'i tebrik ediyorum. Aile ile ilgili her çalışma tarihe bir not düşmektir. Ailemizin daha mutlu daha huzurlu ve daha üretken olması için değerli bir katkıdır bu tür çalışmalar.

Aile çalıştayların bir güzel bir yönü de, aile bir çok açıdan ele alınıp özgürce tartışılabiliyor. Belki en çok faydası bu oluyor. Ancak sorunlar tespit edilirken dindar camia her seferinde lgbt konusuna kilitleniyor. Lgbt için sürekli dışarıdan sebepler bulunup bunlara engel olunması dile getiriliyor ve en büyük sorumluk da devlete/iktidara yükleniyor. Suçlu dışarda aranıyor, her bir katılımcı farklı noktadan suçluyu buluyor. İçerden olan sebebi dışarıda aramak  sorumluluktan kaçmak ve müthiş bir  kolaycılık.  Oysa sebep içeride. Lgbt  olmak özellikle ergenlikte karar veriliyor. Ergenliğe kadar alınan eğitim, anne baba tutumları çocuğu bu kararı vermeğe adeta itiyor. Buna odaklanılsa çözüm çok daha kolay bulunur ve yol alınır. Sorun dışarda aradığı için çözüm de üretilemiyor.

Örneğin; ailelerin bu konuda bilinçlenmesi için çareler üretilir, gençlerin bu konuda karar vermeleri için erken olduğu, ergenlikte kararsızlık duygusun doruk noktada olduğu ve  yanlış kararlar aldırdığını, beklemeleri önerilir. Eşcinselliğin hayatı rahatlatmadığı, bir değil binlerce sorunu berberinde getirdiği anlatılır. Hayatları filime çekilmiş ünlü eşcinsellerin filmi seyrettirilip,  çektikleri acıları, kaç kere intihar edip son anda kurtuldukları, uyuşturucu bağımlısı olup hayatlarının zehir olduğu ve daha sayamayacağım olumsuzluklar üzerine okumalar yapıp gence yol göstermek varken sorunu sözleşmelerde ve kuramlarda aramak bizi sorunun çaresini yanlış yerde aryan ve çözüm bulamayan/üretemeyen durumuna düşürüyor.

Bundan 25/30 yıl önce değil aile sorunu kadınlarla beraber aynı masa etrafında beyin fırtınası yapmak   bir konuyu istişare etmek bile mucideydi. Bugün en azından aynı masa etrafında aile ve benzeri konuları kadın erkek beraber konuşuyor çözüm arıyoruz. Bu bile dindar camia için büyük başarı....

Yasemin Çoban                     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                                                                                           17-