...

29.4.2019

"Toplumsal cinsiyeti kavramını konuşmak" çalıştayından izlenimler...

 

"Toplumsal cinsiyeti kavramını konuşmak" çalıştayından izlenimler... Yasemin Çoban

 

 

   Yasemin Çoban 

                                                                       

29-4-2019

 

                 "Toplumsal cinsiyeti kavramını konuşmak"  çalıştayından izlenimler...

17 Nisan'da Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Toplumsal Araştırma ve Uygulamalar Merkezi  "Toplumsal Cinsiyeti Kavramını Konuşmak" başlığı altında bir çalıştay düzenlendi. Programa Türkiye'nin değerli akademisyen, yazar, gazeteci ve STK temsilcileri, toplumsal cinsiyet konusunda çok önemli bilgiler sundular. Her bir konuşmacı kendi zaviyesinden toplumsal cinsiyeti detaylandırdı. Anlatıcıların zihinsel performansı toplumsal sorunlara çözüm geliştirme gayreti ile dolu olduğundan çok faydalı bilgiler dinleyicilere aktarılmış oldu.

Toplumsal cinsiyetin konuşulmasının ateş gibi yakıcı olduğu bir dönemde bu kadar kapsamlı çalıştay hazırlanması gerçekten cesaret gerektiriyordu. 

Çalıştay dört oturum olarak hazırlanmıştı. Her oturumda başkanlar bilgilendirmeler yaptılar. Akoder adına STK lar oturumuna şahitlik etme fırsatım oldu. "Kadın STK ların toplumda uğraş alanları"nın konuşulduğu oturumda bize de "toplumsal cinsiyet konusunda  stk olarak neler yaptığımız" soruldu.

Birinci oturum da "basın hayatı ve toplumsal cinsiyet" başlıklı sunumlar yapıldı. Cihan Aktaş, Ayşe Böhürler, Nurhayat Kızılkan, Meryem İlayda Atlas sunumlarını  gerçekleştirdiler.

İkinci oturumda "Sivil toplum ve toplumsal cinsiyet ilişkisi" konuşuldu. Bu oturuma da KASAV adına Gülhan Cengiz, KADEM adına Saliha Okur Gümrükçüoğlu, HAZAR adına Ayla Kerimoğlu, AKODER adına da ben katıldım. 

Üçüncü oturuma "Kuramsal Çerçevede Toplumsal Cinsiyet" konu edildi. Ömer Çaha "Türkiye'de Kadın Hareketi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği" Alev Erkilet "Dünyada ve Türkiye'de Toplumsal Cinsiyeti Konuşmak", Mehmet Birekul "Toplumsal Cinsiyet ve Teolojik Kökenleri Üzerine Bir Tartışma",  Emel Topçu "Toplumsal Cinsiyet ve Gender Kavramı Analizi" Zeki Bayraktar "Cinsel Sapmaların Nedeni Toplumsal Cinsiyet Politikaları mı?" Başlıklarında sunumlar gerçekleştirdiler.

Dördüncü oturumun konusu ise "Toplumsal Cinsiyet Tartışmalarına Eşlik Eden Ana Tartışma Konuları" başlığı idi. Fatma Benli Yalçın "Cedaw Bağlamında Uluslararası Sözleşmeler" HAZAR Derneği adına Aslı Uçar Öztürk "Süresiz Yoksulluk Nafakası Değerlendirme Raporu Sunumu" Mücahit Gültekin "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikaları ve Ötesi"  Ayşe Keşir "Türkiye'de Aile Politikaları"  Zeynep K. Şerefoğlu "Etcep Bizim Neyimiz Olur?" başlıkları altında konuşmalarını gerçekleştirdiler.

Konuşanların en azından önemli kısımlarını aktarabilmeyi diliyorum.

İlk konuşmayı Rektör Mehmet Andı yaptı. Andı; " 'Toplumsal Cinsiyet' kavramının içinde kadın, aile, kadının eğitimi, kadının çalışması, mobing, cinsellik, cinsel tercih, kadına karşı her türlü ayrımcılık konuları iç içe geçmiş durumda. Bu önemli konuların iç içe geçmesi konunun koşulmasını zorlaştırıyor. Son sözü ne tarih ne sosyoloji söyleyecek bize göre. Son söz hakikatin kendisidir" dedi.

Zeynep K. Şerefoğlu Danış ise "Toplum Araştırmaları Ve Uygulamaları Merkezi olarak tam da bu konuları araştırmak, süreç içinde düşünce üretmek, topluma ışık tutmak için kuruldu. Riskli alanlarda çözüm aramak üniversitelerin önünü açan, geliştiren, bilgi üreten, toplum fark etmeden sorun anlaşılıp çözüm üreten mekânlara dönüştürülürse toplumda değerli olur" şeklinde konuştu.

İlk oturumda ki konuşmacılardan Cihan Aktaş; yazı hayatındaki kadınların utançla hatırlayacağımız  hikâyelerinden bahsetti. Örneğin, kayınvalidesi ve eşi tarafından  tuvalette ayakları elleri bağlı, aç bırakılarak ölüme terk edilen ve  30 kiloya düşerek vefat eden Melek'in utanç hikâyesi hepimizin gözlerini yaşarttı. 1917'de Cevriye Banu'nun yazdığı divanını  vefat etmeden arkamda beni kınayacak bir iz  kalmasın diye yakmasını da yazı yazma ve yayınlama sürecindeki utanç örneklerimizden biri olarak dinledik.

"Batı paradigması eleştirilsin ama insafla..." diye sözlerine devam eden Aktaş, "onların bize hatırlattığı şeyleri de es geçmeyelim. Akabe biatlarından sonra Müslüman kadınlar yüzyıllar boyu seçmedi, seçilmedi/ oy kullanamadı, 1934'e kadar... Tüm bu anlattıklarından kadın olarak cinsiyetin toplumda algılanışı ve davranış biçiminin en azından eşitliğe nasıl yakınlaştırılmasının düşünülmesi ve  sorgulanması gerekir diyerek sözlerini tamamladı..

Gazeteci Ayşe Böhürler hepimizin bu konuda kafalarımızın karışık olduğuna vurgu yaparak sözlerine başladı...Kadın erkek farklılığının ailede ve toplumda algılanış biçimini kendi hayatından ve tecrübelerinden yola çıkarak anlamlandırmaya çalıştı. Çözümün yanlış algılardan sıyrılarak dünyayı da kapsayacak her cinsin kendini varoluşunu rahat ifade edecek  ortamı oluşturmak ve birbirimize yardımcı olmamız gerektiği üzerinde durdu.

Sivil toplum temsilcilerinin katıldığı ikinci  oturumda ise, STK'ların genellikle faaliyet alanlarının "eğitim, kadın, çocuk ve aile" olduğu ifade edildi. Toplumsal cinsiyet konusunda Kadem adına söz alan  Saliha Okur Gümrükçüoğlu; ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlediklerini bu kavramı "toplumsal cinsiyet adaleti" olarak kullanmayı tercih ettiklerini söyledi. Kadına yardımcı olmanın aileye, aileye yardımcı olmanın ise toplum ve devlete güç verdiğini belirtti. "Bundan dolayı güçlü kadının çoğalması için çalışan, fikir üreten çalışmalar yapıyoruz" dedi. 

Hazar derneği adına katılan Ayla Kerimoğlu; kadınların kurduğu bir dernek olarak Hazar gurubuna zamanla başardığı işler dolayısıyla erkeklerin de üye  başvursun da bulunduğunu ifade etti. "Kadının her açıdan desteklenmesi için çalışmalar yapıyoruz. En çok düşünce geliştirmesi ve dünyayı takip etmesi için çalışmalarımız oluyor. Toplumsal cinsiyet konusunda ise gündemi, olup biteni, söylenenleri okuyup o minvalde  üyelerimizi bilinçlendirmek için toplantılar, seminerler düzenliyoruz" diyerek sözlerine son verdi.

Kasav adına konuşan Dr.Gülhan Cengiz bu projenin aile yapımızı tehdit ettiğini, güçlü kadın vurgusunun ailenin dağılmasına sebep olduğunu,  kadın erkek ayrışması ve çatışmasına yol açtığından kabul etmediklerini  ifade etti.

 

Akoder adına katıldığım oturumda; bilinçli medya izleyici sayısının artması için birçok projemiz olduğunu, bu konularda seminer verdiğimizi belirtirken "medya okur-yazarlığı" kavramını devletten önce Akoder'in kullandığını ifade etme şansı  buldum.

"Dernek olarak medyanın aile üzerindeki etkisine yönelik çalışıyor olmamamız toplumdaki diğer sorunları görmezden gelmemiz manasına gelmiyor tabiki..Toplumsal cinsiyet eşitliği de bunlardan biri. Camiada Stk olarak bu konuda çalışma yapan  ve kitap çıkarılmasına katkıda bulunan tek kadın derneğiyiz" diye konuşmamı sürdürdüm. "2012 yılında Akoder, Aile Akademisi ve Sekam işbirliği ile Toplumsal cinsiyet eşitliğinin devlet politikası olarak  uygulandığı dört İskandinav ülkesi ve Türkiye'de kadının birçok açıdan incelendiği bir kitap çalışması yaptık. Kitapla ilgili eleştirlerimiz ve çekincelerimiz olmasına rağmen toplumun bu konuda farklı bakış açılarına ihtiyacı olduğunu düşünerek yayınlanması için çalıştık. Şu ana kadar üç bin basılmış ve birçok resmi ve gayri resmi kurum ve kuruluş, yazar ve akademisyene gönderilmiş durumda. Bizim de ilgi alanımızda olan Toplumsal cinsiyet eşitliği meselesini zaman içinde araştırdık okuduk, toplumsal yansımalarına baktık. Araştırmaya okumaya ve sorumluluk almaya devam ediyoruz.  Düşüncelerimiz geliştikçe bakış açımız ve önerdiğimiz çözümler de güncelleniyor...

Toplumsal cinsiyet eşitliği zaten pratikte birçok alanda uygulanan ama  isminin rahatça ifade edilmediği bir proje. Üniversitelerin bilgi üretmesi tek başına toplumsal sorunları çözümede başarılı olmuyor.. Sivil toplum kuruluşları bu manada bilgiyi topluma taşıma ve uygulama ayağını başarıyla sürdürüyor. Buna en iyi örneğini  Akoder  Sekam Aile Akademisi'nin ortak çalışmasını, İsav'ın çalıştaylarını ve çıkardığı kitapları, Kadem'in sempozyumlarını, Hazar'ın  çalışmalarını örnek verebiliriz. Bugün konu bu kadar net ve açık tartışılıyorsa bu sivil toplum kuruluşlarının büyük emeği vardır. Zaten bu konuda çalışan bir elin parmağını geçmeyen kişi ve kurumlarız..." şeklinde konuşmama devam ettikten sonra birbirimizi töhmet altına almadan, yormadan  araştırmaya, okumaya ve sorumluluk alamaya devam etmemiz gerektiğini hatırlattım. 

Sonraki oturumda Alev Erkilet'in toplumsal cinsiyet konusunda  sürekli menfi yönde kullanılan cinsiyetler arasındaki farklılığa adaletle yaklaşımı dikkat çekiciydi. ..."Cinsiyetler arasındaki farklılığa atıf yapılıyor sürekli  ama cinsiyetler arasında ki farklılıkla, toplumda uygulanan farklılık bu değil.  Sosyal gerçeklikteki farklılık erkek hegomonyası olarak sürüyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği kadın erkek eşitliği değil, kadının önündeki engellerin kaldırılması mücadelesidir. Üretilmiş eleştirisizliğin "Din"le meşrulaştırılması, desteklenmesi önemli. İşte buna hegomonya diyoruz.  Kurulu sistemi zihinsel kabullenmedir hegomanya. Kadınların kendilerini yetersiz, güçsüz, idare edilecek cinsiyet olarak görmeye başlamasıdır...Senin gündem belirleyen kapasiten varken gizli elle susturulmandır. 28 Şubat sürecinde ağzı kapatılarak birincilik alan hemşirenin kürsüden indirilmesi gibi... Toplumsal cinsiyet eşitliği kuramcıları, homoseksüelliği kabul eden bir iki istisna hariç kadın ve erkek cinsiyetini kabul ediyorlar. Genel olarak kadına karşı ayrımcılıkla mücadele  eden bir proje. Eğitim alamayan kadın çalışamıyor, çalışamayan kadın ise yoksullaşıyor. Erken/çocuk yaşta evlilik her alanda kadınları eksik bırakıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini yeniden tanımlayarak bu hususların altını çizerek yeniden anlamlandırmalı" diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Selçuk üniversitesinden katılan sosyolog Dr.Mehmet Birekul İslamcı zihnin es geçtiği, görmezden geldiği çok önemli bir konuya/soruna parmak bastı. "Metodolojisi olmayan her söylem ideolojiktir.  İslam'da İdeoloji kadın haklarında faydasından çok zararı olan bir yöntemdir.  Metodolojik alt yapıyla peygamberimizin(s) ailesi, esirlerle ilişkisini Fatıma ve Hatice'yle iletişim biçimini zamana uyarlamalıyız. Ama metodoloji çerçevesinde. İslam'da kadın birkaç başlıkta incelenebilir, ontolojik, biyolojik, sosyolojik ve teolojik. Mesela çok evlilik sosyoloji bağlamda incelenebilir. Toplumlarda bilgiyi teoloji üretir genellikle. Bu manada Adem ile Havva'nın hikayesi önemlidir. Hıristiyanlık günahı Havva üzerinden anlamlandırmış İslam'da ise günahı iki kişi işlemiştir. Ve tövbe vardır. Hz.Peygamber(s) sahabilere kadın erkek ayrımı yapmadan birey olarak davranmış  ve bu ilişkiyi eşitlik üzerinden değil özgürlük üzerinden kurgulamıştır. Batı teolojik tartışmaları bir kenara bırakarak toplumu sosyolojik anlamda tartışmış, bilgi üretmiş. Örneğin kadını feminizmle konuşmuş. Ama biz ontolojik problemimiz olmamasına rağmen kültürel alanda telaşa kapıldık kadını pazara, camiye, okula, gitmesini fitne olarak yorumladık. Bunun teolojisini de uydurma rivayetlerle oluşturduk... Kadını kırılgan duygusal, erkek güçlü ve idareci tanımladık. Oysa cemal ve celal isimlerini her iki cinste de var. Tüm sıfatların olduğu tek varlık Allah'tır. Ne kadar denge kurarsak o kadar sağlıklı olur diye düşünüyorum" diyerek sözlerini bitirdi.

Emel Topçu; "Toplumsal cinsiyet eşitliğini 1.2.3. dalga  feminist düşünce farklı şekillerde yorumlamıştır. Homoseksüelliğe kapı aralayan düşünce de mevcut. İslam bu konuyu kendi içinde çözmüş örneğin; Hünsa ile ilgili fıkıhta her şey ayrıntılı açıklanmış. Mirastan nasıl pay alırlara kadar yazılmış. Alında sistem erkeği de kadını da mutsuz ediyor ama kadın daha çok mutsuz. Bu konuya kafa yormalıyız. Asrı saadette gidip o dönemdeki bireylerin kadın erkek fark etmez özgürlüklerine yoğunlaşıp günümüze örneklemeliyiz" diye ifade etti.

Prof.Dr.Zeki Bayraktar'ın sunum başlığı "Toplumsal cinsiyet eşitliği projesi homoseksüelliğe sebep olur mu?" idi. Çok geniş ve açıklayıcı olan sunum ilgiye dinlendi. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği en çok bu sebepten eleştiriliyor ve dışlanıyor. 

"Eşcinsellik devlet eliyle, propagandayla, yönlendirmeyle, tercihle olunacak bir durum değildir" sözleri dinleyicilerin şöyle bir irkilmesine yol açtı. "Çocuğun 1-3 yaşında cinsel kimliği oluşur. Ve değiştirilemez. 1-3 yaşında ki çocuğa yanlış ana baba tutumları ve özellikle baba tutumlarından dolayı biyolojik kimliğinin zıddı olan cinsel kimlik oluşumu gerçekleşir. 1-3 yaşında kıza kız, erkeğe erkek denmeli. Soru sormadığı müddetçe çocuğa cinsellik ile ilgili bilgi verilmemeli.

Geyler erkeksi farkındalığı ön plana çıkarırlar. Eşcinsellikte alt benlikle uyuşmazlık olduğu  için cinsel kimlik kargaşası yaşanır. Bundan dolayı intihara eğilimlidirler, mutsuzdurlar. Ergenlikte duygusal iniş çıkışlar olduğu için cinsel kimlikte de karmaşa yaşanabilir. Bunun için endişe etmemeli. Baba ve anne ergene sevgi ve cinsiyetlerinin rolleriyle davranırsa problem çabuk atlatılır.

Bebek 4. ayda anne babasını fark eder. Erkek çocuk 1 yaşında babasıyla özdeşim kurar. Baba oğlunu kabul eder, reddetmezse erkek çocuk erkeklik dünyasına adım atar. Cinsel kimlik bozukluğu homoseksüellik  tedavi edilebilir bir durumdur. En büyük etken babadır. Bu konuda çalışan psikoterapistler kendilerine terapi için gelen bütün homoseksüellerin ailelerinde ciddi problem olduğunu ifade etmeleri bunun doğruluğunu gösteriyor. Sorunun çözümü için baba olaya müdahil olmalı" diye konuşurken önemli bilgileri katılımcılara aktarmış oldu. 

Hazar kadın komisyonu başkanı Aslı Uçar  Nafaka raporunu sundu; nafakanın süresiz olmadığını ısrarla vurguladı.  "6284 nolu yasının 175, 176 bendinde süresiz nafakanın olmadığını ifade ediyor. Nafaka alan ve veren eşin mali durumuna göre nafakanın kesilebileceğin, indirim yapılabileceğini açıklıyor. Ayrıca eşin haysiyetsiz yaşam sürdüğü ispat edilirse nafaka kesiliyor. 

1988'e kadar boşanan eşe nafaka bir yıl ödeniyordu. 1988'de nafaka süresizdir kuralı getirildi ve karar hâkimlere bırakıldı." Şeklinde konuşması, üzerinde çokça patırtı koparılan nafaka konusunu doğru, kısa ve öz şekilde anlatmasına neden oldu. Tüm bu yaşanların toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının tam da bu şekliyle ifade edilmesi gerektirdiğini ve kendilerinin de kavramı böyle kullandıklarını söyleyerek sözlerini sonlandırdı.

Ak parti Düzce milletvekili Ayşe Keşir; Ailenin önemine vurgu yaprak sözlerine başladı. Aileleri şöyle tanımladı. "Sağlıklı aile,  güçlü aile, çekirdek aile. Sağlıklı aile;  kendi içinde hak ve görev dengesi kuran aile demek. Bu aileler az sayıda olur. Güçlü aile; sorunlara çözüm üretebilen aile, boşanmış olsa bile. 

Çekirdek aile; Şehirlerde yaşayan aile tipi.  Bu tip aileler arasında hizmet alışverişi devam ediyor. Birbirleri ile tarhana, pekmez salça, reçel vb ürünlerin yapımı konusunda yardımlaşmada bulunuyorlar. Çekirdek  aileleri güçlendirmek lazım. Devletin bu hususta yardımcı olması lazım. 

İstanbul sözleşmesini Birçok Avrupa ülkesi benim bütçem sözleşmenin maddelerinin yükümlülüğünü karşılayacak yeterlilikte değil diyerek imzalamadı. Oysa Türkiye çekince koymadan imzaladı."diyerek biraz da dinleyicileri şaşırtarak sözlerini tamamladı.

Fatma Beni Yalçın ise Cedaw ‘ın ayrımcılığa karşı kazanılmış bir sözleşme  olduğunu örneklerle anlattı. Bu tür anlaşmaların her dönemde kadınlara büyük faydalarının olduğunu, reddetmenin hiçbir mantıklı zeminin olmadığını,  anlaşma maddelerinden örnekler vererek sunumu bitirdi.

Dr. Mücahit Gültekin ise Toplumsal cinsiyet eşitli projesinin homoseksüelliği meşrulaştırdığını Queer teorisine dayandırarak ve gazete haberlerinden örnek vererek sunumu tamamladı. 

Son konuşmacı TAM başkanı Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış  Etcep'i anlattı. Birçok dinleyici hayretler içinde dinledi. Projenin çok taraflı olarak  manipüle edildiğini, yalan ve yanlış haberlerle yıpratıldığını kısaca anlattı. Ve hazırlanan kitaplardan örnek sunarak bu projenin aslında eğitim öğretim hayatındaki fırsat eşitliğine dair ince düşünülmüş detaylı pek çok öneri ve çözüm de barındırdığını ifade etti.

Projede ortak ya da cinsiyetsiz tuvalet kullanımı konusunun tamamen yalan olduğunu, projenin ısrarla kız öğrencilerin mahremiyetine ve tuvaletlerin ayrılığı ile özellikle erkek tuvaletlerinin kapılarının kapalı olması konusuna hassasiyet gösterdiğini söyledi. Projenin okullarda cinsiyetleri tanıma ve saygı duyma üzerine kurgulandığını MEB'in ETCEP projesinin yayınlarından örneklerle anlattı. "Projede eleştirilebilecek noktalar olduğunu düşünebiliriz. Fakat bu takdir edilmesi gereken pek çok ince noktayı görmemize engel olmamalı. Üstelik neden saptırarak ve projede yer almayan şeyleri de alıyormuş gibi göstererek toplumda infial oluşturmaya çalışıyoruz? Neyi başarmış olduk bunun sonunda?" diyerek, eleştiri kültüründen yoksun ve etik olmayan şekilde yürütüle karalama kampanyalarının meselelere çözüm olmayacağının altını çizdi.

Programda hem katılımcıların hem dinleyicilerin sabah 10.00'da başlayan çalıştay içeriğini akşam 20.30 da bitinceye kadar heyecanla dinlemeleri alışılmış bir şey değildi. Program sonunda çalıştayla ilgili Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış'a teşekkür ve tebriklerin iletilmesinin heyecanı yaşandı.

En kısa zamanda çalıştay sunumlarının rapor olarak yayınlanıp okuyucuların istifadesine sunulacak bilgisini vererk, programa emeği geçen başta rektör Prof. Dr. M. Fatih Andı ve  üniversite içinde oluşturulan Toplum Araştırmaları ve Uygulamaları Merkezi Başkanı Danış ve ekibinin olağanüstü emeğini tebrik ve takdir ederek toplum ve insanlık için nice başarılı çalışmalar diliyorum... 

 


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz