...

28.3.2017

"Baba"sız Aile Ailesiz "Baba"

   "BABA"SIZ AİLE, AİLESİZ "BABA"

Bir gün bekliyordum; bir eğitimci,  bir akademisyen,  bir âlim,  bir yazar, bir aydın ya da bir entelektüel bu sözleri söyleyecek, söylesin. Hamdolsun bir bilim insanı, akademisyen bir baba olan Psikiyatris Prof. Dr. Sefa Saygılı bu sözleri söyledi. Hem de derinden, hem de içten, hem de gerçeklerin üzerine basa basa, hem de içi acıya acıya, içimizi acıta acıta..

Kadem'in üçüncüsünü düzenlediği  "Toplumsal  Cinsiyet ve  Adalet" kongresinde "Aile ve Kadın" temalı başlıkta   Prof. Dr. Sefa  Saygılı'nın  "Babasız Aile Ailesiz Baba" sunumu; sadece "bazı" babaları/erkekleri  değil; "bazı" anneleri/kadınları da rahatsız edecek türdendi. Çünkü yıllardır kadınlar için statü vesilesi olan  "Çocuğu sadece anne eğitir, çocuğun eğitiminden sadece anne sorumludur, toplumu eğiten sadece annedir." anlayışını kökten değiştirecek bir sunumdu. Böyle bir değişimin kabulü; yenilenme ile  beraberinde zorluklar getirdiğinden, aşılması emek istediğinden ve sorumluluğu arttırıcı olduğundan babalar, bu değişimi kabul edip yükün altına girmek  istemeyeceklerdir..

Bu değişime katkı sunacak çocuk eğitimi seminercilerini de unutmayalım.. Onlar da geleneğimiz ve kültürümüzden gelen kodlara uygun olan   "Aydınlanma" düşünürlerinin çocuk eğitiminin neredeyse tüm sorumluluğunu anneye yükleyen;  "çocuğu en iyi anne eğitir, çünkü çocuk anneye göbek bağı gibi bağlıdır." vb.  söylemlerini günümüze taşımak için büyük mücadele verdiler. Yıllardır kürsülerden bilimsel verilere  atıf yaparak  delillendirdikleri sunumlarında  değişiklik yapmalarını ve çocuğu anne baba beraber eğitmesi gerektiği ilkesini öne çıkarmalarını umuyor, bekliyoruz.. Eğitimcilerin, biz annelerin çocuk eğitimine çok farklı pencereden bakmamızı sağladıklarını ve sorumluluğumuzun ne kadar önemli  olduğunu  hatırlattıkları bir gerçektir. Bunu inkâr edersek nankör oluruz. Fakat bu konuda, Sefa Saygılı'nın sahadan verdiği örnekleri görmezden gelemeyiz...

En önemlisi, yıllardır hatta yüzyıllardır bu görev kadınlara hasredilmiş. Bu düşünceyi yıkmak için en azından yüzyıllar olmasa bile yıllar sürecek bir mücadele gerekiyor. "Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur." demiş ünlü filozof  Albert Einstein.. Ben de "Çocuğu anne eğitir." sözünü değiştirmeyi buna benzetiyorum.

25 yıldır sayamadığım kadar seminer, konferans verdim ve panellere katıldım, katılmaya da devam ediyorum. 37 yıldır çalıştığım alanlarla ilgili kimi zaman çocuk eğitimi, kimi zaman Hz. Fatıma (r.a), kimi zaman da medya üzerine konuşmalar yapıyorum. Her seferinde dinleyiciler baba yokluğundan, baba ilgisizliğinden ve en önemlisi baba yoksunluğu üzerine soru soruyorlar. Ben de her defasında benzer cevaplar veririm. Baba eğitimi almayan çocuk, güzel kurulmuş bir cümlede noktalama işaretlerinin olmaması gibidir. Halk deyimiyle "Gelen vurur giden vurur". Noktası konmuş bir cümleye kimsenin dokunma cesareti olmayacağı gibi iyi bir baba eğitiminden geçmiş bir çocuğa da kimse ciddi bir zarar veremez.

Katıldığım birçok "aile" çalıştayında "Çocuk eğitimini en güzel anne verir, çocuk eğitiminden anne sorumludur." cümlesine babayı da kattığımda erkekler birçok karşı delil getirirken, kadınlardan özellikle bekâr olanlar da ısrarla buna karşı çıkıyor. Yani mücadele her iki cinsiyetle birden..

Anne eğitimini yadsımıyor, basite almıyoruz elbette. Anne gerçekten büyük bir emek veriyor çocukları için. Cümle örneğinden devam edelim. Yıllarca güzel anlamlı cümleler kurmak için mücadele eden anne, noktalama işaretleri koyma görevi olan babanın yardımını sürekli talep eder: "Gel de şu çocuğun elinden tut parka götür." , "Gel, şu çocuğu kucağında tut, ben de yemeği karıştırayım." , "Şu ağlayan çocuğu ayağında bir salla." vb. Yani kurulmuş cümleye ufacık ama çok önemli olan, cümlenin anlamını sağlayan  virgül, noktalı virgül, iki nokta üst üste, üç nokta, soru işareti, parantez, tırnak, ünlem ve nokta koy. Koy da anlamlı, güzel, hoş bir cümle olsun. Noktalama işaretleri olmayan bir cümlenin eksik anlamlı ve dağınık olması gibi, eğitimi de yarım ve eksik olan babasız bir çocuğun, çocuklukta ve yetişkinlikte büyük  arızaları olan ve  telafisi mümkün olmayan birini topluma bırakılması gibidir.

Babanın çocuk eğitimindeki rolü, zor olduğu kadar ilmi ve bilimsel delillerle savunulması gereken bir çalışma alanıdır.  Yılmadan, usanmadan sağlıklı çocuklar,  huzurlu aile ve geleceğinden ümit var eden bir toplum için mücadeleye ve çalışmaya devam etmek gerektiğini düşünüyorum. 

Kısa konuşma süresince her cümlesinin üzerinde uzun uzun durulması gereken Sefa Saygılı'nın sunumundan alabildiğim notları size aktarmak istiyorum...

* Katıldığım 3. Milli Kültür Şurası'nda  "Aile ve Kültür" Komisyonu Başkanlığı yaptım. Komisyonda çocuk eğitiminin, annenin görevi olduğu yönündeki görüşlere, düşüncelerimi ifade ederek karşı çıktım ve sonuçta çocuğu, anne ve babanın birlikte eğitmesi gerektiği maddesini yazdık.

* Evet, anne çocuğun hamileliğinde, doğumunda ve süt vermesinde daha çok emek verir, birlikte olur ancak çocuk büyüdüğünde, babanın emeği devreye girer ve anne-baba eğitimi oranı eşitlenir. Ayrıca anne hamileyken, babanın anneye ilgisi ve sevgisi oranında anne, hamileliğini sağlıklı geçirir.

* Cinsiyet, kromozomlar ve genlerden alınır ancak bir de sosyal öğrenme vardır. Babanın örnekliği/etkisi her iki cinsiyette de önemlidir. Ancak erkek çocuk açısından cinsiyetini belirleme, baba olma, eşiyle ilişkisi açısından çok daha önemlidir. Eskiden baba rolü bu kadar önemli değildi. Geniş aile yaşantısı vardı. Dedeler, amcalar, dayılar erkek çocuğa rol model oluyorlardı. Ama bugün çekirdek ailenin yaygınlaşması  dolayısıyla bu akrabalarla sık sık beraber olunamıyor. Babalık, bugün için çok daha sorumluluk isteyen ve geçmişe nazaran çok daha önemli bir konuma gelmiştir.

* Genetiği ve hamuru erkek ama sosyal rol modelleri anne olduğu için cinsiyet arayışı yaşayan erkek çocuklara şahit oluyoruz maalesef.

* Çocuklar, anne ve babayı tanıyarak/özdeşim kurarak cinsel kimliğini geliştirir. Olaylara müdahil olmayan anne ya da babayla özdeşim kuramazlar.

* Babaların çocuklarıyla ilgilenmesi çocuk kadar babaya da çok faydalıdır. Katı, sert yönü yumuşar ve merhameti artar. Çocuğunun sevgisini, başarısını hisseden baba toplumda daha özgüvenli, çok daha mutlu ve başarılı olur.

* Babalığını yapan baba, kendi babasının da kıymetini bilir.

* Babasıyla iyi bir ilişkisi olan çocuk, evlendiğinde eşiyle sağlıklı bir ilişki kurar.

* Liderlik, girişimcilik, uyumluluk, özgüveni yüksek olan çocukların babalarıyla iletişiminin olumlu olduğu tespit edilmiş.

* Babasıyla iyi ilişkisi olan bir çocuğun daha iyi ve daha ilgili bir baba olma ihtimali çok daha yüksektir.

* Babanın çocuğa ilgi ve sevgi göstermesiyle nesilden nesile mutluluk devam eder.

* Ergenlik sıkıntılarını daha kolay atlatır.

* Babasıyla arası iyi olan kız çocuğu daha kişilikli, başarılı ve eşiyle ilişkisi çok daha iyi olan birisi haline gelir.

* Babalar, otoriter olmalarının yanında yumuşak ve merhametli de olmalıdırlar.

Babanın yoksunluğu durumunda ortaya çıkan ve çıkacak olan sonuçlar ise şu şekildedir;

* Otorite ve çocukların kontrolü, anneye geçmektedir. Babanın pasif kalması, çocukların karakter ve kişiliklerine olumsuz yansımaktadır.

* Baba otoritesi olmayan çocuk anti sosyal ve içine kapanık bir kişiliğe sahip olmaktadır. Çocuk medyadaki sahte kahramanlarla özdeşim kurmakta  ve örnek almaktadır.

* Çocuk, intihara, alkol ve uyuşturucuya meyilli olmaktadır.

* ABD'deki ıslah evlerinde büyüyen çocukların % 70'i babasız büyüyen çocuklardır.

* Babalarla bir anket çalışması yapılmış. Çocuklarınızla bir günde ne kadar ilgileniyorsunuz diye sorulmuş. Babalar, ortalama "15-20 dakika" demişlerd. Bu cevap pek inandırıcı gelmediğinden babaları izlemek için üzerlerine vericiler takılmış. Babaların 24 saat içinde çocuklarıyla üç dakika ilgilendikleri görülmüşt.

Türkiye ortalamasında çocuklar  en az üç saat televizyon seyrederken, üç dakika çocuklarıyla ilgilenen babalarla hayat devam ediyor.!

"Acaba bu çocuklar kimlerle özdeşim kurar ve kendilerine kimleri rol model alırlar?" şeklinde sorulan sorunun cevabını birilerinin düşünmesi ve vermesi gerekir.

* Son nefeste olanlara  "En çok neyi yapmak isterdiniz?" diye sorulmuştur. En çok "Ailemle ve çocuklarımla daha fazla zaman geçirmeyi isterdim." cevabı verilmiş.

Bu acı hepimizi yakar değil mi?!

* Günümüzde babalık konusunda geçmişe oranla iyi gelişmeler olduğunu gözlemlemekteyiz. Geç de olsa babalar ailede daha aktif rol almaları gerektiğinin farkına varmaktadırlar.

* Çocuk yetiştirmek, bir kuşun iki kanadıyla uçması gibidir. Bir kanadı kırık olan kuş nasıl uçamayıp hayatını sağlıklı bir şekilde sürdüremezse, anne ya da baba sevgisi, ilgisi ve eğitimi almayan çocuk da hayatını sağlıklı bir şeklide sürdüremez.

Prof. Dr. Sefa Saygılı, "Muayenehaneme gelen birçok vakıadan sadece üç tanesini anlatmakla işin vahametini size göstereyim." dedi:

* Bir anne ergenlik yaşlarında olan oğlunu getirmiş. Anne, Sefa Bey ile ön görüşme yaparak bilgi vermiş. "Oğlum erkek ama kız gibi davranıyor ve erkek sevgilisi var, yardım için geldik." demiş. Sefa Bey "Babasıyla oğlanın ilişkisi nasıl?" demiş. Annesi,  "Babası iş adamı. Sabah çocuklar uyurken evden çıkar, onlar uyurken de eve gelir. Hafta sonunda da ben bütün hafta sizin için çalıştım hafta sonunu da arkadaşlarımla geçireceğim diye evden gider. Çocuklar bazen babalarını aylarca göremiyorlar."  Demiş. Sefa Bey de "Bu çocuğun böyle olmasına şaşırmamak gerekir, çünkü sizi/anneyi rol model olarak kendisiyle özdeşleştirmiş. Babanın aileye dönüp sorumluluklarını üstlenmesi gerekir" demiş.

Çözüm bu kadar basit, doğal yani..

* İkinci vakıada, evden sürekli kaçan 13 yaşlarında bir kız çocuğunu getirmişler. Sefa Bey, "Kızım neden evden kaçıyorsun?" diye sorunca; "Sokaklar daha güzel ve özgürüm" demiş.  Bu vakıada da baba devlet memuruymuş. Ailesi daha rahat yaşasın diye işten geldikten sonra, akşam ve gece geç vakte kadar taksi şoförlüğü yapıyormuş. Yani çocuklar yine babaya hasret büyüyormuş.

Baba figürünü dışarıda, sokakta arayan çocuk..

* Üçüncü vakıada ise, uyuşturucu bağımlısı 18 yaşında olan bir genci, babası getirmiş. Sefa Bey, "Ne kadar şanslısın, baban seni tedavi olman ve kötü illetten kurtulman için doktora getirmiş. Ne güzel, baban yanında." demiş. Ancak Sefa Bey şu şekilde devam etti: "Demez olaydım o anda gencin gözlerinden ince ince yaşlar süzüldü." Ve genç, "Keşke uyuşturucuya başlamadan önce babam yanımda olsaydı. Ne zaman uyuşturucu bağımlısı oldum, o zaman babam benimle ilgilenmeye başladı" demiş..

Baba varken babasızlık işte böyle acı, yürek yakan bir şey..

Tüm bu anlatılanlar salonda pür dikkat dinlendi. Konuşma büyük alkış aldı. Kim söz almak ister diye sorulunca sanırım ilk ben elimi kaldırmışım ve bana söz verdiler.

"Sefa Bey, insanlar genellikle dini sohbetlerde ağlar ama ben sizi dinlerken gözyaşlarımı tutamadım. Bam telimize dokundunuz. Biz yıllardan beri bu önemli konuyu gündeme getirip ebeveynleri ve anne eğitim seminercilerini uyarmaya çalışıyoruz. Bir kısım İslamcı ve muhafazakâr kesim bu görüşe şiddetle karşı çıkmakta. Babalar kadar annelerin de tepkisi büyük oluyor. Bir psikiyatristin bu bilgileri vermesi çok önemli. Bu konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkür ediyorum." dedim ve ikinci büyük alkış da bunun için oldu.

Bu değerli bilgilerin her haneye, her anne ve babaya ulaşmasını diliyorum..

Yasemin Çoban

28.3.2017


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz