...

3.12.2017

Kelime borçları

 

Kelime borçları

27 KASIM 2017

Cihan Aktaş

Büyük yazarlar, tanıma aşamasında her zaman endişeye düşürür okurunu. Acaba kitaplarının hissettirdiği gibi biri mi yoksa hiç inanmadığı şeyleri mi söyletiyor kahramanlarına?

"Entelektüeller" yıllarca tozlandığı raftan indi, elimde şu sıralar üstelik. Paul Johnson öylesine didik didik ediyor ki sevdiğimiz veya mesafeli olduğumuz ustaların hayatlarını, eserlerini bile başka bir gözle görmeye yönlendiriyor. Ne yapmalı, nasıl inanmamalı Levin'in sürdürdüğü varoluşsal tartışmaların kısmen Tolstoy'un kendi döneminde taşıdığı hayat tarzı arayışları konusundaki denemelerinin düşünce egzersizleri olmadığına... Rol, poz, fantezi, benmerkezci bir iktidar alanının tahkimi... Sofia Tolstoy'un günlükleri kafamızı karıştırıyor. Levin karakteri Tolstoy'un arayışının ne kadar yansıtıyor acaba?

Yazma sebeplerine layık, eserleriyle müsemma bir yazar tanımak okurluğumuzun tarihi eskidikçe daha da kıymet kazanan bir imtiyaz haline geliyor.

  1. Mehmet Doğan yazılarını üniversite yıllarımdan beri okuyorum. Daha eskiye uzanan bir Hareket Dergisi hatırlaması da var. "Batılılaşma İhaneti", Türkiye toplumu olarak maruz kaldığımız büyük depremleri hamaset ve sloganın ötesinde, derinlikli işlemenin ilk örneklerinden biriydi.

Onun yazımında medeniyet, kültürel cehd olmadan layık olunamayan bir olgu. Kelimeler ise ancak sahih kullanımlarıyla düşüncemizi açacak emanetler. Müslümanların medeniyetinin temayüz ettiği coğrafyada geziniyor Mehmet Doğan'ın bereketli kalemi. Geçmişe nostaljik bir gözle değil, bugünler ve yarınlar için düğüm noktalarıyla kavramlara açıklık kazandırarak bakıyor. Tarih ve Toplum (Türkiye'de Toprak Meselesi), dikkatlerden kaçmış ne çok şey söyler. Sahi, tarihi okumayı başaramayan toplumlar gelecek konusunda ümitvar olabilirler mi? Mehmet Doğan okurken Calvino'nun "Amerika'da Bir İyimser"inde geçen şu sözünü hatırlarım: "Tarih bilinci demek, geçmişten fazla geleceğe belli bir açıdan yaklaşmak demektir."

Yaşadığımız önemli tecrübeler ve tanıklıklarımız da kayda geçirilmediği takdirde layıkıyla yeniden düşünülmediği için tarihin labirentlerinde kayboluyor. Sorunlarımız da ihtiyaçlarımız da çok ve acele ediyoruz. Ufkumuz nasıl betonla örtülmeyebilir? 4. Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi açış konuşmasında bu hususun altını çiziyordu Doğan: "Türkiye, şehirlerini sakat modernizme kurban vermeye devam ediyor."

"Neden Klasiklerimiz Yok?"un, "Kelimelerin Seyir Defteri"nin ve daha nice değerli eserin yazarı D. Mehmet Doğan yazarlık hayatı boyunca birbirini tekrar etmeyen kitaplar yazdı hep. Bu kitaplar bir yanıyla mutlaka hayatı doğru yaşama üzerine düşündürüyor. Komşu ile konuşmak arasındaki ilişkiyi, mimar kelimesinin Türkçesinin "şenlendirici" olduğunu öğretiyor, hatırlatıyor. Hüseyin Akın, "Kelimelerin Seyrini Tutan Adam" diye anlatıyor yazarın bu alandaki çabasını.

TYB İstanbul Şubesi 16-17 Kasım tarihlerinde Doğan'ın yazarlık hayatının irdelendiği bir program düzenledi. Keşke katılabilseydim, maalesef zatürre olduğum için evden çıkamadığım günlere denk geldi. Mehmet Doğan'a birçok kitabı yanı sıra Büyük Türkçe Sözlük'ü için de hep müteşekkir olacağım. Yazarlığın işsiz güçsüzlükle bir tutulması karşısında daha fazla tahammüllü olmamın gerektiği gençlik yıllarımda bir metinle boğuşurken hata yapmamak için başvurduğum güvenilir kaynaklardan biriydi Büyük Türkçe Sözlük. Gün içinde defalarca açılır, karıştırılırdı.

Eşi, yüreği iyilik dolu Hatice Hanım'la tanıştığımda, D. Mehmet Doğan'ın hayatının yazdıklarıyla uyumlu olduğunu düşünmüştüm. Bir kadının yüzünde ona güven veren erkeğin cümlelerini, bir erkeğin yüzünde ise vakarını güçlendiren kadının çizgilerini okuyabiliyorsunuz.

Sis ve roman

Önceki hafta Diyanet-Sen'in konferans davetiyle gittiğim Ordu, dört yıl önce katıldığım Edebiyat Festivali'nde olduğu gibi sisle karşıladı beni. Ayşenur ve Üstün Bol'ların evinde geçen güzel sohbetin ardından Balıktaşı Otel'e yerleştim. İdealimdeki otele çok yakın bir düzene sahip Balıktaşı Otel. Aklıma aksayan herhangi bir şey gelmiyor. Diyanet-Sen konferansında "aile, cemaat ve kapitalizm" üzerine konuştum.  Programı düzenleyen Diyanet-Sen Ordu Şube Başkanı Kerim Alptekin gerçek bir edebiyat dostu.

Ordu, edebiyatın içinde yaşayan bir şehir. Unamuno'nun "Sis"te gösterdiği gibi, içe kapanışın melankoliye boğulmaması için muhayyile canlı olmak zorunda. Romancı Dursun Ali Sazkaya ile Ordu'da tanışmıştım, bir başka değerli romancı Mustafa Everdi ile de... Selçuk Küpçük çok yönlü bir sanatçı, Yılmaz Demir yönetmen... Aradan yıllar geçmemiş gibi sohbet edebiliyoruz işte, bir kafede. Selçuk Küpçük, Türkiye'yi müzik sosyolojisi üzerinden okumaya çalıştığı yeni kitabına çalışıyor. Onun her zaman kendine özgü bir gündemi vardır. Bir meselesi olan sahih edebiyatın peşindeyseniz, zaten onun içindesinizdir. Bu, sinema için de geçerli bir doğru.  Yılmaz, Karadeniz'in güzel ormanlarının cazibesinin seslerine kapılan kahramanın açmazını sergileyen kısa filmini hediye ediyor bana: "Paradoks." Sinema tutkusunu yansıtan Karadeniz buğulu kısa film, Yılmaz'dan çok daha fazlasını bekleyeceğimizi düşündürüyor aynı zamanda. Yıllardır çalışıyor sinema alanında ve belli ki devam edecek.

Okul programının ilk günü Ordu Büyükşehir Belediyesi İHL Fen ve Sosyal Bilimler Proje Okulu'ndaydık. Programı okulda Din Kültürü Öğretmeni olarak görev yapan Aydın Hız düzenlemişti. Şanslı bir konuktum; Aydın Hız ikinci romanını tamamlamış bir roman yazarı.  Sunum masasında yanı başımda olan öğrencisi Kerem Yeşilbaş, "Kızım Olsan Bilirdin" üzerine sorular yöneltti bana. Elbette çocukluk çağı üzerine konuştuk.

Yılmaz Demir ilginç bir video hazırlamıştı, sürpriz oldu. Öğrenciler şehrin çeşitli mekânlarında öykülerimden pasajlar okuyorlardı. Aklımda kalan biri, "Kimse Karşılamasın Beni Havaalanında" başlıklı olanı. Sessizce gelip gittiğinde mekânlar bütünleşir gibi olur, ayrılık daha az sarsar; öyle hissederdim iki veya üç ülke arasında gidip geldiğim yıllarda. Beklentilerini sınırlayarak hayal kırıklıkları yaşamaktan kurtuluyorsun, yoksa, uğurlanmak gibi karşılanmak da mutlu etmez mi insanı? Ayşenur ve Üstün tarafından havaalanında karşılandığım için şanslı ve mutluyum.

Altınordu Anadolu İHL'de sürpriz olan ise programı Edebiyat Öğretmeni Tuna Eselioğlu hazırlamıştı. Programı öğrencisi Hiranur Türkyılmaz ile sunan Mervenur Karahüseyin'i öğrenci sanmıştım başlangıçta.

Karahüseyin ve Türkyılmaz'ın bende karşılığını öğrenmek istedikleri kelimelerden birkaçına şöyle cevap verdim:

Türkçe: Vatan

Ev: Taşınmak

Eş: Anlayış

Evlat: Sabır

Sizi en çok etkileyen sahabe: Zeyd Bin Harise

Bize bir hadis söyleyin: İki günü bir olan zarardadır

Çiseleyen yağmur sağanağa dönüşürken yürüyoruz fındık hasadı tüten sokaklarda. Bir öğle namazını kıldığım deniz kenarındaki Laleli Çivisiz Camii'den sade ve güzel olan üzerine öğreneceğimiz ne çok şey var! Bu camiyi inşa eden mimarın gördüğü eğitim müfredatı nasılsa, işte öyle bir müfredata nasıl da muhtacız acil olarak.

gerçek hayat

 


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz