...

20.2.2017

Tarih nostalji nesnesi değil geleceği aydınlatan bir ışıktır

Avrupa'nın Mültecilerle İmtihanı

Yapımcılığını Ayşe Böhürler'in Yönetmenliğini Hakan Tokyay'ın yaptığı Avrupa'nın Mültecilerle İmtihanı belgeselini geçen hafta Hazar derneğinde seyrettik. Sanırım gözlerden süzülen yaşlar olmasaydı Ayşe Böhürler'i uzun uzun hatta ellerimiz acıyıncaya kadar alkışlayacaktık. Belgesel ilk kez seyirciyle buluşmuş. Ayşe Böhürler de bizimle ilk kez seyrettiğini söyledi.  Belki ikinci ve üçüncü bölümünü de çekebiliriz dedi...   Tarihe derin ama acı bir iz bırakıldı...Konu zor ve acı olduğu kadar  siyasi, sosyal, kültürel , ekonomik açıdan da  bir çok yapımcı ve yönetmenin tercih etmeyeceği bir çalışama. Bu zorluğu bir kadın yapımcının başarması bizi ayrıca onurlandırdı.  

 Bir sabah Bodrum sahilinde ölüsü bulunan Alyan bebeğin hikayesi Ayşe Böhürler'i mültecilerin yol hikayesi takibine çıkarmış ve Danimarka'ya kadar götürmüş.. Tarihe en büyük not yaşananları belge olarak bırakmaktır. Bu belgesel de göç etmek zorunda bırakılan insanların memleketlerini, evlerini barklarını, işlerini daha doğrusu canlarından başka her şeylerini bırakıp kaçmalarının tarihe düştüğü bir not, bir ses, bir belgedir.

Yaşananların sebep ve sonuçlarını tarafsızca gözlemlemek, bunu günümüz insanlığına ve gelecek nesillere aktarmak vicdani bir sorumluluktur. 

Geçen yıl Almanya'nın Farnkfurt şehrine Hz.Fatıma'nın doğum günü için yapılan bir panele katılmak için gitmiştim. Sağolsunlar davet edenler şehri epey gezdirdiler. Main nehrinde gemi gezintisi sırasında nehrin yanındaki binanın duvarında kocaman Alyan bebeğin fotoğrafını görünce birden çok şaşırdım. Yanımdakilere sorunca insan hakları savunucularının bu konulara çok duyarlı olduklarını söylediler..

Bodrum'un Akyarlar Mahallesi'ndeki Fenerburnu sahilinden yola çıkan Ayşe Böhürler ve ekibi  Yunanistan'nın İstanköy Adası (Kos Adası)'na oradan Makedonya, Sırbistan, Almanya ve Danimarka son olmuş. Şartlarının daha kolay olması, kısa zamanda iş bulunması  Danimarka'nın daha çok tercih edilmesine sebep oluyormuş.

İkinci Dünya savaşından sonra dünyada en büyük göç Suriye'de yaşanmış. 7 milyona yakın kişi göç etmiş. Bunlardan sadece bir milyon Suriyeli Avrupa'ya gidebilmiş. Diğerleri ise Türkiye Lübnan ve Ürdün'e göç etmiş.

AB kurallarına göre sınıra gelen herkesi, mülteci olarak almak zorunda. Mülteci bütçesi olmasına rağmen bir çok AB ülkesi sınırlarını günlerce mültecilere kapadı. Bu duruma kimse yaptırım da uygulamadı.

Türkiye'den kaçak olarak iki yerden Avrupa'ya gidiliyormuş. Bodrum ve İzmir. Budrum'dan izlenilen yol kısa olmasına rağmen Avrupa'ya en kısa  bir ayda varılıyormuş. Yol boyunca ölen kaybolan ya da parası olmadığı için bir kampta mahsur kalanlar hariç.

Ortadoğu'dan Avrupa'ya diğer bir yol ise Libya'dan İtalya üzerindenmiş. Bu yol daha uzun olduğu için Türkiye tercih ediliyormuş.

İnsan kaçakçıları en an 2.500 Euro karşılığında mülteciyi Avrupa toprağına ulaştırıyormuş tabi sağ salim gidebilirse. Çünkü 20 kişilik plastik bota 35-40 kişi biniyormuş doğal olarak botta taşıyamadığı için batıyormuş... Yunanistan'a geçmekle de sorun bitmiyor. Günlerce süren bekleyiş bazen araçla bazen trenle para bittiyse soğuk sıcak demeden  yürüyerek katedilen yollar ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerine dağılan yüzlerce binlerce garip insan....

Türkiye'ye 1. Dünya savaşından beri kitlesel olarak Batı/Balkanlardan göç edildi. İlk kez yüz binlerce hatta milyonlarca göç Güneydoğudan yaşandı. Hemen hemen bir çoğumuz bu göçmenlerle bir yerlerde karşılaşıyoruz. Suriyeliler için Türkiye'de yaşamak bir çok yönden daha kolay ama gelecek açısından bir çok şartlar zor olmasına rağmen Avrupa daha ilgi çekici.  Yaşanan tüm ölümlere rağmen halen Avrupa'ya botlarla geçen binlerce kişi var.

Türkiye'den Avrupa yolculuğu sırasında 2015-2016 yılı içinde 224 kişi denizde boğularak ölmüş. Avrupa yolunda ise 5/6 bin çocuk kaybolmuş ve akibetleri bilinmiyormuş.

Mültecilerle ilgilenen sivil toplum kuruluşları arasında müslümanlar ya hiç yok yada bir iki kişiden ibaretmiş. Genlikle batıdan gelen STK'lar mültecilere yardım ediyormuş.

Belgeselde Arnavut asıllı bir Müslüman yardımseveri görmek bizleri biraz sevindirdi ama sadece bir kişi olması ziyadesiyle üzülmeye sebep oldu.

Binlerce yardım bekleyen kişi. Dil bilmeyen yol bilmeyen, aç susuz, dışlanmışlık, neden bizim ülkemize geldiniz üstenci bakışları altında günlerce bazen aylarca sadece oradan oraya savruluş.....

Bir sıcak yuva bir lokma ekmek ve güvenli bir yaşam tüm istenen...

Aylar önce televizyonda mülteci haberleri verilirken Yunanistan'a geçebilmiş ama orada beklemede usanmış.yorulmuş  bir çocuğun sesi hala kulağımda.... Savaşı durdursunlar hemen ülkemize döneriz. Biz sizin ülkenize gelmeye de meraklı değiliz...

O çocuk olmasına rağmen savaşı kimin çıkardığının farkında...Ama elden bir şey gelmiyor...

Yazılmamışsa bir bilgi yok olmaya, unutulmaya ya da tahrif edilmiş, değiştirilmiş bir şeklide kalmaya mahkumdur. 21.yy için yazı hatta yazıdan daha önemli belge görüntüdür. Merhamet, sevgi, diğergamlık, sorumluluk ve üst bilinçle yapılan tüm eylemler insanlığın doğruyu bulma yönünde en büyük erdemidir. 

Bu manada tarihe iz bırakıp tarihi gelecek nesiller için sadece nostalji olmadığını gösteren  Ayşe Böhürler'i tebrik ediyor bizi bu değerli belgeselle buluşturan Hazar derneğine de teşekkür ediyoruz....

Yasemin Çoban


Şubat 2017


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz